13 Mayıs 2026 Çarşamba

Yayınlandı Mayıs 13, 2026 gön: ve 0 yorum

Evrenin yaratılışı

Evren ne zaman ve nasıl yaratıldı? Bu soru çağlar boyunca filozofları, bilim adamlarını ve din adamlarını hep düşündürmüştür. Acaba öne sürülen görüşler ve açıklamalar ne oranda gerçeği yansıtıyor? Aşağıdaki yazıda bu konuya ilişkin yaygın bilimsel görüşler inceleniyor.

 

Hinduların evren anlayışına göre yılan evrenin sonsuzluğunu simgeler. Hindular bu yılanın dünyayı da kuşattığına inanırlardı. Dünyayı ise üç türlü düşünürlerdi: Cennet, cehennem ve araf (üstte).

 


EVRENİN NE ZAMAN ve nasıl yaratıldığını açıklayabilmek için yine çağlar boyunca yüz­lerce görüş ve teori öne sürülmüştür. Fakat hiçbiri de "sonsuz" sözcüğü ile kısmen ifade edilebilen bu olağanüstü oluşumu açıklamaya yeterli olmadı. Büyük bir olasılıkla gerek geç­mişte, gerekse bugün öne sürülen görüşler, sonsuz bir evrenin değil de, ancak "sonlu bir evrenin", yani kâinatın çok küçük bir noktası­nın yaratılışını açıklayabilir.

GÖRÜLEBİLİR EVREN

 

Çünkü evren sonsuz bir çeşitlilik ve yapı içeri­sindedir. Nitekim bugün bilim adamları bir terim kullanıyorlar: "Görülebilir evren." Görülebilir evren gerçekten de bizim kısıtlı araç ve gereçlerle izleyebildiğimiz evrenin çok sınırlı ve küçük bir bölgesidir.

"Kozmik tohum"


Hz. İsa'dan 800 yıl önce yazılan ünlü Hint metinleri Upanişadlar'da ise evrenin yaratılı­şı şöyle anlatılır: "...Başlangıçta, 'Bir Tek Varlık' Brahman vardı; Bir Güneş gibi idi; Zamansızlık içinde tek varlık o idi; başka bir varlık yoktu; ve bu Dünya, henüz, tam anlamı ile doğmamıştı; Dünya vardı ve gelişme halinde idi; O, bir 'Kozmik Tohum' halinde idi; Bir süre böyle geçti; Sonra bu 'Kozmik Tohum' parça­lara ayrıldı; Kozmik Kabuğun, bir kısmı Gümüş, bir kısmı Altın oldu.

Gümüş, Yeryüzünü oluşturdu; Altın, Uzayı.

Dış zarlar, dağları oluşturdu; iç zarlar sisli ve buğulu idi. Damarlardan Irmaklar oluştu; akan sıvılardan da Okyanuslar.

Sonra, öteki Güneşler doğdu ve sevinç çığ­lıkları ile ona doğru açılıp, yükselmeye başladılar..."

"Gündüzü ve geceyi düzenledi"

İ.Ö. 1500 yıllarına ait ve yeryüzünün en eski kutsal kitaplarından biri olan Vedalar'ın Rig-veda bölümünde yaratılış şöyle anlatılır: "...Önce, 'Isı'dan, Öncesiz ve Gerçek olanın, nitelikleri doğdu. Sonra, 'Karanlık' meydana getirildi ve sonra da 'Büyük Bir Su Dalgası' oluştu;

Aynı dalga, üst üste taştı; Yaratıcı, her yönde birbiri ardı sıra, gündüzleri ve geceleri, düzen­ledi; Büyük Yaratıcı (Dâtâ), sıra ile Güneş'i ve Ay'ı, Gökyüzünü ve Yeryüzünü, Hava'yı ve Işığı yarattı..."

"Evrenin sonu vardır"

(Eski düşünürler evrenin ilk maddesi hakkında değişik unsurlar öne sürüyorlardı. Herakleitos ilk maddenin "ateş", Thales "su", Pitagoras ise "sayı" olduğunu düşünüyordu. Anaksagoras ise maddeyi harekete geçiren şeyin ruh olduğunu öne sürüyordu (altta).)


Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce eski Yunan'ın ünlü düşünürü Herakleitos da varoluş hakkında şöyle düşünüyordu:

"Evrenin ilk maddesi 'Ateş'tir. Varolan her şey, ondan gelmiştir ve gene ona dönmek ister. Her varlık, değişmiş ateştir. Karşılık olarak da her varlık, ateş durumuna gelebilir ve sonuçta da ateş olur. Hava ile Su, sönmek ve yeniden doğ­mak için ateştir. Toprak ve katı cisimler, sön­müş ateştir. Gök bölgesindeki ateş, sıra ile Buhar, Su ve Toprak durumuna geçer. Ters yönde de yeniden aslına döner. Gene koyulaşır, göklere yükselir ve bu, sonsuz olarak böyle gider. Çünkü, Evren, düzgün aralıklarla yanıp sönen, değişme halinde bir ateş (pyros trope) 'Durmaksızın Canlı Bir Ateş'tir. Bu: bir Tanrı' nın, ya da bir insanın, eseri değildir. O, var olmaya başlamadığı gibi, yok olmayacaktır da. Evrenin, şu anlamda bir sonu vardır. O da, her şeyin, sonuçta gene Ateş olmasıdır. Fakat, Evren, sonsuz olarak, küllerinden yeniden doğar. Bütün Yaşam Süreci,'Yaratma've ' Yokolma'nın sonsuz olarak birbirini izlemesi­dir. Bu nedenle, aynı nehirde iki kez yıkanılamaz. Her şey, erkek ve dişiden gelir. İnce ve kalın sesler, musikide ahengi yaratırlar. Nasıl, Ateş, havanın ölümünü; Hava, ateşin ölümünü; Su, havanın ölümünü; Toprak, suyun ölümünü, yaşıyorsa, bunun gibi, Hayvan, bitkinin ölü­münü; insan, hayvanın ölümünü; Tanrılar, insa­nın ölümünü yaşar. Doğuş, Sıvı Tohum'un, kuru nefes haline gelmesidir. Toprağın gizli ateşi, sıvı halinden geçerek, insan ruhunda, ilk haline dönüyor demektir. Kısaca, her şey, kuru ve sıcak bir prensipten gelir ve sonunda da gene ona dönecektir..."


Batı dünyasının yaklaşımları

Özellikle Batı felsefeleri çerçevesinde yer alan kozmogoni anlayışları şöylece sıralanabilir:

1- Maddesel olmayan bir enerjinin yoğun­laşması sonucu madde ve ondan da evrenin oluştuğunu ileri süren ve Leibniz tarafından temsil edilen tinselci görüş.

2- Her şeyin kökeninde maddesel atomların bulunduğunu ileri süren, enerjiyi atomların hareketleriyle açıklayan ve Descartes, Kant ve Laplace gibi düşünür ve bilginler tarafından temsil edilen maddeci görüş.

3- Güneş sisteminin doğuşunu Güneş ile bir kuyrukluyıldızın çatışmasına bağlayan ve G.Louis Buffon tarafından temsil edilen "yıkımdan doğumcu" görüşler.

4- Nebula (bulutsu) teorisini benimseyen çağdaş bilimsel görüş.

ilk madde: Su, sayı ve ruh

Eski Yunan'daki düşünürler de "ilk neden" konusunda değişik görüşler önermişlerdi. Anaksimandros, evreni kuran ilk şeyin belirsiz ve sonsuz bir madde olduğunu söylemiş ve felsefi öğretisini bu esas üzerine geliştirmişti. Thales ise ilk nedenin su, Pitagoras sayı oldu­ğunu söylerken, Anaksagoras, "maddeye hare­ket verip onu biçimlendiren ruhtur" diyerek ikili bir görüşün temelini atmıştır.

önce bir gaz kütlesiydi

Güneş sisteminin oluşumu ile ilgili olarak 1944 yılına kadar gezegenlerin Güneş'ten kop­maları sonucu ortaya çıktıkları düşüncesi geçerliydi. Bu tarihten sonra bir Alman bilgini şöyle bir teori öne sürdü: Güneş ve gezegenler önce bir bulutsuyu andıran bir gaz kütlesi halindeydiler. Sonra bu bulutsu çekim gücü­nün etkisiyle dönmeye ve soğumaya başladı. Çekimin etkisiyle ana kütleden bazı parçalar kopup, ana kütlenin çevresinde dönmelerine devam ettiler.
 

Gezegenlerin şekillenmesi

Kopan parçalar uzayın ve dönmenin etkisiyle soğudu ve yoğunlaştı. Bu sırada Güneş ısı ve ışık verecek kadar yoğunlaşmamıştı. Güneş ısı ve ışık verecek duruma gelince gezegenleri genler şekillenmeye başladı. Sonunda bu geze­genler soğuyup bugünkü biçimlerini aldılar.

Tek bir atomun patlamasıyla

Evrenin yaratılışı konusuyla ilgili olarak da çeşitli görüşler öne sürülüyor. Bilim adamları evrenin yaşına ilişkin olarak 5 ile 20 milyar gibi farklı tahminlerde bulunuyorlar. "Big Bang" (büyük patlama) teorisine göre evren­deki maddenin tümü ilkel bir atomun ya da kozmik bir hücrenin patlamasıyla oluştu. Yüksek sıcaklık sonraları birbirinden uzakla­şan galaksileri meydana getiren elementleri oluşturdu. Bu görüşün en önemli kanıtı olarak da çok uzaklardaki galaksilerin yakındakilere göre daha çok sayıda olması öne sürülüyor. Bazı hesaplamalara göre bu büyük patlama 10-20 milyar yıl önce gerçekleşti.

Görünümü hiç değişmez

Bir diğer teori olan "sürekli durum" teorisi"ne göre ise galaksileri oluşturan hidrojen atom­ları, oluşumlarını evrenin her yerinde sürdü­rürler. Eski galaksiler birbirinden uzaklaştık­ça, boşluğu yeni oluşan galaksiler doldurur, öyle ki evrenin herhangi bir dönemindeki görünüşü diğerine çok benzer. Bu teorinin, Herman Bondi ve Thomas Gold ile birlikte savunucusu olan İngiliz gökbilimci Fred Hoyle'a göre evrenin bildiğimiz kısmı, bir katedralin hacmi içerisinde bir hidrojen ato­munun büyüklüğü kadardır. Yani bu evrenin başı ve sonu yoktur. 

Sürekli Durum Teorisi

 

 
Evrenin her yanındaki galaksileri oluştu­ran hidrojen atomları sürekli bir oluşum içerisindedirler. Fakat bu oluşum öylesine ağır bir şekilde gerçekleşmektedir ki, bunu izlemek olanaksızdır. 
 
Bu görüşe göre var olan galaksiler birbirlerinden uzaklaşırlar ve görülür evrenin sınırlarının dışına taşar­lar . Yeni galaksiler yeni yaratılan mad­delerden oluşurlar . Böylece evrenin görünümü hiçbir zaman değişmez hep aynı kalır . Bu teoriye göre evrenin yaratılma anı diye bir olay söz konusu değildir. Evren hep vardı ve bu durağanlığını sürdürecektir. 

Evrenin sınırları yoktur

Sovyet bilim adamları M. Vasilyev ve K. Stanyukoviç de benzer bir yaklaşımda bulunuyor­lar: 'İlk patlamanın evrenin doğum günü olmadığını söyleyebiliriz. Tüm bilinen dünyaları ve galaksileri kusan bu müthiş tufan diğer yan­dan maddenin evrimi bakımından ise sınırsız evrenin küçük bir bölgesindeki bir olgu idi. Evren, uzay ve zaman bakımından sonsuzdur ve evrenin insan zekâsının başarılı bir şekilde ince­lediği kısmının tüm evren hakkında verebileceği fikir, büyük bir kentteki bir apartman dairesinin döşemelerinin bütün diğer apartman daireleri­nin döşemeleri hakkında verebileceği fikirden daha fazla değildir."

Büyük patlama teorisi

 



 

 

 

Büyük patlama teorisine göre evren büyük bir patlamayla oluştu (üstte). 

Ortaya çok yüksek bir ısı ve ardından da gaz bulutları oluştu (altta). 

 

Bunların soğumasıyla birlikte galaksiler ortaya çıktı ve evrene yayıldılar (altta). 

 

 George Gamow'un görüşüne göre başlan­gıçta galaksiler ya da evrendeki tüm mad­deler tek bir atomun patlamasıyla oluştu . Ardından bu büyük patlamanın etki­siyle yayılma başladı . Galaksiler yüksek sıcaklığın etkisiyle birbirlerinden uzaklaş­maya başladılar.  Bu teori bugün geniş­leyen evren varsayımını destekler gibi görünüyor.
 Bu görüşe göre başlangıçta madde vardı. Yaklaşık 60 milyar yıl önce evrendeki tüm maddeler bir araya geldi . Bunu kozmik bir patlama izledi ve bir araya gelen madde­ler tekrar evrene yayıldı . Geçmişte olduğu gibi gelecekte de yine tüm maddeler bir araya gelecek ve yeni bir patlama daha olacak.

Zonklayan Evren Teorisi


 

 

 

 

Büzülüyor ve genişliyor 

"Zonklayan evren" teorisi de, evrenin bir geniş­leyip bir büzüldüğünü öne sürer. 

Zonklayan evren teorisine göre de evren bir büzülüyor  bir genişliyor. Bu teori bir anlamda "tekrarlanan big-bang teorisi" olarak kabul ediliyor . 

Eğer bu görüş doğruysa şu anda evren genişleme döne­mindedir. Genişleme en büyük boyuta ula­şınca büzülme başlayacak ve galaksiler bir araya sıkışarak genişleme için yeni bir patlama oluncaya kadar büzülmeye devam edeceklerdir. 

 Dev bir embriyon

 

Bilim adamı George Gamow da bir yapıtında evrenin oluşumuyla ilgili şu görüşleri öne sürüyor: "Evren materyali 'çekirdek sıvısından' yapılmış yoğunlukta ve üstün sıcaklıkta son derece sıkışık bir topak halindedir. Bu evren embriyon safhası ile başlar. Bu durumda bütün materyal yarıçapı Güneş yarıçapının sadece 30 misli olan bir kürenin içine sıkışmış bulunuyordu."

Sürekli bir genişleme sonucunda

"Fakat bu üstün yoğunluk durumu uzun sürme­miştir. Evrenin hızla genişlemesi, yoğunluğu, 2 saniye içerisinde 1 milyona, birkaç saat sonra da bire yani su yoğunluğuna indirmiştir, işte bu sırada o zamana kadar tek bir kütle teşkil eden ilkel gaz sonradan yıldız haline gelen ayrı gaz kürelerine bölünmüş olmalıdır. Devam eden genişleme ile birbirinden gittikçe uzaklaşan bu yıldızlar sonunda galaksiler dediğimiz yıldız bulutları halinde düzenlenmişlerdir. Bunlar halen uzayın bilinmeyen derinliklerine doğru birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar."

Yaratılış devam mı ediyor?

Bilim adamları daha çok uzun yıllar evrenin yaratılışını tartışacağa benziyorlar. Fakat "sınırsız" ya da "sonsuz" gibi kavramlarla ifade edilebilen bir oluşum, üç boyut dünya­sına özgü yaklaşımlarla ve araç gereçlerle ne denli tam olarak açıklanabilir? Özellikle spiritualistlerin ve mistiklerin görüşlerine göre başı ve sonu belli olmayan kâinat içerisinde insanın asla hayal bile edemeyeceği sonsuz ve çeşitli­likte âlemler, mekânlar ve ruhsal ortamlar var. Bu durumda yapılan açıklamalar ve öne sürü­len görüşler sadece bizim içinde bulunduğu­muz üç boyutlu, fizik evreni -o da belirli ölçüler içerisinde- açıklamaktan öteye gideme­yecektir. Kim bilir belki de yeni evrenlerin ve varlıkların yaratılışına şu anda bizim idrak edemeyeceğimiz bir düzeyde ve koşullarda devam ediliyordur.

Kaynak:Bilinmeyen Dergisi 

Devamı
    eposta       edit

20 Nisan 2026 Pazartesi

Yayınlandı Nisan 20, 2026 gön: ve 0 yorum

Cemal Külünkoğlu - Kur'an-ı Kerim Meali

 


 Kuranı kerim gerekçeli ve açıklamalı meali. Bu meal çalışmasında Kuranıkerimin ayetleri ufuk açıcı açıklamalarla zenginleştiriliyor. 

Bir fikir vermesi açısından bir ayet ve verilen açıklamayı aşağıya alıyorum.

Araf süresi 51. ayet.

O inkârcılar ki; dinlerini alaya eğlenceye aldılar ve böylece dünya hayatı(nın cazibesi) onları aldatmış oldu. Artık onlar bu günlere yetişeceklerini unuttukları ve bizim ayetlerimizi inkâr ettikleri gibi Biz de onları bugün unutacağız.

     “Biz de onları unutacağız” cümlesini Allah’a bir eksiklik olarak yakıştırmak küfür olur. Zira Allah için unutmak, ihmal etmek, hatırlamamak diye bir şey düşünülemez. Bu ifade tamamen mecazi olup, “onların gözardı edileceğini, umursanmayacağını, unutulmaya terk edileceğini, affetme ve nimet verme konusunda hatırlanmayacağını, varlıklarından habersiz gibi davranılacağını, onların kendi hallerine bırakacağını” anlatmak için kullanılmıştır.

https://www.cemalkulunkoglu.net/ sitesinde ister okuyabilir isterseniz kuranı kerim gerekçeli mealini pdf olarak indirebilirsiniz.


Devamı
    eposta       edit

26 Şubat 2026 Perşembe

Yayınlandı Şubat 26, 2026 gön: ve 0 yorum

İran'a saldırının bahaneleri

Saddam, Tüzmen’e, “Irak’ın elinde kimyasal silah yok. Bunu da en iyi ABD biliyor” demişti.Arkasından da “Hepsi bahane. ABD kararını vermiş, Irak’ı vuracak” tahlilini yapmıştı

http://www.aydinlik.com.tr/2003-irak-2018-suriye-film-ayni-film-ismet-ozcelik-kose-yazilari-nisan-2018

Hakikaten kimyasal silah üretiyor iddiasıyla Irakı yerle bir ettiler. Şimdi aynı senaryoyu nükleer silah üretiyor iddiasıyla İran'a yapmak istiyorlar. Önceki saldırı sonucunda  İran'ın  Nükleer bomba yapacak kapasitesini tamamen yok ettiklerini söylemişlerdi. Ama anlaşılan yok edilmemiş gözüküyor iddialarına göre. Bu sefer İran'ın balistik füze üretme yeteneğini de tamamen bitirmeleri isteniyor. 

 

Amerika'nın İsrail'in yönlendirmesi altında sürekli etrafındaki ülkelere bir şekilde saldırması tesadüf olabilir mi? 

Belirledikleri güvenlik konseptine göre güçlü ulus devletler istenmiyor. Irak, Suriye, İran . Sırada kim var.?  İsrailin analistleri şimdiden dillendirmeye başladılar. Sırada ki hedef Türkiye diye. Sürekli kafalarına göre düşman yaratıp kötüleştiriyorlar ve amacına uygun ittifaklar kurarak, ağlar kurarak hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. İsrailin güvenli bir şekilde yaşaması ve varlığını istikrarlı bir şekilde sürdürmesi için etrafını çevreleyen ülkelerin zayıf ve karışıklık içinde  yer almaları isteniyor. 

Türkiye bu konuda çok dikkatli adımlar atması gerekiyor. Kendi ulusal güvenliğimizi sağlayacak Milli savunma sanayimizi en iyi duruma getirecek aynı zamanda dış ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı gösterecek bir politika izlenmesinde fayda vardır.
Devamı
    eposta       edit

23 Ocak 2026 Cuma

Yayınlandı Ocak 23, 2026 gön: ve 0 yorum

Kripto para piyasasının riskleri

Bir coinin 3 yıllık grafiği

Kripto para piyasasında buna benzer hareketleri sergileyen bir sürü coin bulmak mümkün.

Fiyatı üç yıl önce 0,094 iken şimdilerde 0,0020 seviyesinde seyrediyor.

Bir coini böyle baskılayarak adım adım eritiyorlar. Bir günde fişini çekip delist ediyorlar. Sonra gelsin yeni coin listelemeleri.

Kripto para borsalarına bakın her gün yeni bir coin piyasaya sürülmekte.

Parayı bir sünger gibi çektikleri gibi bu piyasada sadece bir kaç coinin prim  yapmasını sağlayıp büyük çoğunluğunu içeriye alıp fiyatını olağan üstü şekilde düşürüyorlar.Dünyada bu alanda yasal düzenlemeler açısından Türkiye epey mesafe katetti ama daha alınacak uzun bir yol var..

Devamı
    eposta       edit

16 Ocak 2026 Cuma

Yayınlandı Ocak 16, 2026 gön: ve 0 yorum

Pardus işletim sistemi

 

 
Şimdiye kadar pek çok linux dağıtımlarını deneme fırsatı buldum. linuxmint, Zorin Os, Puppy,Lubuntu, Ubuntumate,Debian, Linux lite,Bodhi linux,Antix,Mx linux, Pardus vs

Bu dağıtımları test ederken kararlılığı, hızlılığı, pratikliği ve kullanım kolaylığı açısından beni en çok memnun eden yerli işletim sistemimiz Pardus oldu. Kullandığım düşük sistem kaynakları çerçevesinde örneğin Bilgisayarın kablosuz ağ adaptörünü hatasız bir şekilde çalıştıran Mx linux, Antix ve Pardustu. Linuxmint ve lubuntu otomatik olarak kablosuz ağ adaptörü yazılımını tanımadı. Önce Ethernet ile adaptörün en güncel yazılımını indirmesini bekledim. Ama yine de terminal aracılığı ile ek kodlar girerek donanımın yazılımını kurmaya çalıştım. Kiminde çalıştı kiminde kurulsa bile hata verdi. Ama Pardusta böyle dolambaçlı yollara hiç girmedim. Kullanıcı dostu bir yapısı ile benden tam not aldı. Pardus, Türkiyemiz bilgisayar bilimcileri tarafından açık kaynak kullanılarak üretilen yerli bir işletim sistemimizdir. İnşallah yakında tüm kurumlarımız bilgisayarlarında kurularak hakettiği yeri alacağına inanıyorum.


 Pardusu tek bir işletim sistemi olarak kurmak basit. Kurulumla ilgili basit adımları takip ederek kurmak mümkün. 

Bunun için   Kurulum kılavuzuna ulaşmak için buraya bakabilirsiniz.

Pardusu ikinci işletim sistemi olarak kurmak isterseniz tek dikkat edeceğimiz nokta varolan işletim sistemine ve boot dosyalarına zarar vermeden bilgisayarda uygun  ve yeterli bir sabit disk disk sistemi oluşturmak. Yukarıdaki videoda bununla ilgili açıklamalara yer verilmiş. Ve tabii  kurarken linuxa ayrılan bölüm format yapısını uygun bir şekilde oluşturmak gerekiyor. 

Pardus ana sayfası https://pardus.org.tr/ 

Devamı
    eposta       edit

14 Ocak 2026 Çarşamba

Yayınlandı Ocak 14, 2026 gön: ve 0 yorum

Uluslarası Hukuk

 

Prof.dr.Cevdet Erdöl

Akşam gazetesi


Devamı
    eposta       edit

9 Ocak 2026 Cuma

Yayınlandı Ocak 09, 2026 gön: ve 0 yorum

Grönland'ın tarihi

Grönland, Trump'ın Amerikanın bir parçası olması gerektiğini söyleyen çıkışıyla krizin odağı haline geldi. Hali hazırda Danimarka'ya bağlı özerk bir yapı ile bağlanan bir toprak parçası hakkında böyle bir söylemde bulunulması aslında başka Nato ülkesi ile ilişkileri çöpe atmak anlamına geliyor. Zira Nato ortağı bir ülkenin başka bir ülkenin toprağını almaktan söz etmesi durumu ile ilk kez yüzleşildi. Böyle bir girişim güçlünün hukukunu uyguladığı bambaşka bir değişime gittiğimizin de ayrıca bir habercisi.

Peki Grönland nasıl bir yer ? Danimarka ile ilişkisi ne ? Ayrıntılara inelim.

Grönlandın Tarihi 

 

Grönland, Kuzey Kutup Dairesi içinde yer alan, dünyanın en büyük adasıdır.

Grönland tarihinin en belirleyici ve uzun süreli yerleşimcileri, 10. yüzyılın sonlarında Kanada'nın Ellesmere Adası üzerinden adaya ulaşan ve günümüzdeki İnuit halkının ataları olan Thule kültürü insanlarıydı.

Thule halkı Sert iklim koşullarına sahip olan çevreye hakimiyetleri, önceki grupların tökezlediği veya geri çekildiği yerlerde hayatta kalmalarını sağladı.

Thule kültürü, zamanla adanın batı ve güney kıyılarına yayılarak, Grönland'ın temel yerli nüfus yapısını oluşturdu.

Avrupa ile Grönland arasındaki ilk teması, İskandinavlar gerçekleştirdi. 985 yılında, İzlanda'dan sürülen Erik Thorvaldsson, yani Kızıl Erik, adanın güneybatı kıyılarında yerleşim kurdu. Grönland teriminden türetilen kelime İskandinav dilinde "yeşil toprak" anlamına gelmektedir. Norveçli Vikingler, kurdukları kolonilerle Avrupa ile Grönland arasında kısa süreli de olsa ticari ve kültürel bir köprü kurdu. Norveç Krallığı, kolonileri resmi olarak himayesi altına aldı ve 13. yüzyılda Grönland, Norveç’in bir parçası haline geldi. Ancak, Küçük Buz Çağı'nın şiddetlenmesi, deniz buzunun artması ve Avrupa ile bağlantının kopması sonucunda, 15. yüzyılın başlarında bu İskandinav kolonileri gizemli bir şekilde ortadan kayboldu. Tarihçiler, bu yok oluşun sebebini iklim değişikliğine, yerli İnuitlerle yaşanan çatışmalara veya salgın hastalıklar gibi faktörlerin birleşimiyle meydana geldiğine inanmaktadır.

18. yüzyıla gelindiğinde, Grönland'ın Avrupa ile yeniden teması, denizcilik ve misyonerlik faaliyetleriyle başladı. Özellikle Danimarkalı misyoner Hans Egede’ nin çabaları, Danimarka’nın Grönland üzerindeki kalıcı kolonyal iddialarının başlangıcı oldu.

Danimarka, 1740'lardan itibaren Grönland üzerinde ticari bir tekel kurarak, adayı İzlanda ve Norveç ile aynı idari çatı altına aldı. Bu dönem, Danimarka sömürge yönetiminin başladığı dönemdir. İnuitler, Danimarka ile ticaret yapmaya zorlandı ve geleneksel yaşam tarzları yavaş yavaş Avrupa tarzı yerleşimlere doğru yönlendirildi. Misyonerlik faaliyetleri, İnuit dilinin (Kalaallisut) yazılı hale getirilmesi ve yerel kültürel pratiklerin Hristiyanlıkla harmanlanmasıyla sonuçlandı.

Grönland, kiliseleriyle Norveç Kralı ile resmi bir bağlantıyı simgeleyen bir dini karakol haline geldi.

Bu ataerkil sistem, büyük Avrupa göçünü engellerken ve bir dereceye kadar sosyal istikrar sağlarken, aynı zamanda ekonomik gelişmeyi de engelledi ve Danimarka devletine derin bir bağımlılığı pekiştirdi.

Daha sonraları Danimarka yönetimi Grönland'ı izole tutma politikası izledi. Ancak bu yalıtılmışlık politikası II. Dünya Savaşı sırasında ciddi bir şekilde sarsıntıya uğradı.

II. Dünya Savaşı sırasında, Danimarka Nazi Almanyası tarafından işgal edilirken, Grönland Amerika Birleşik Devletleri'nin koruması altına girdi ve Danimarka yönetiminden fiilen koptu. stratejik konumu nedeniyle bölgede Amerikan askeri üsleri kuruldu ve adayı Danimarka adına yönetmek üzere bir anlaşma imzaladı.bu da dış dünyayla eşi görülmemiş bir temas, modern teknoloji ve yerel ekonomiyi canlandıran ve sosyal yapıları derinden değiştiren yabancı para akışı sağladı.

Bu dönem, Grönland'ın dış dünyaya açılması ve modernleşme sürecinin hızlanması için bir katalizör oldu.

Savaş sonrasında, Grönland'ın stratejik önemi daha da arttı. Danimarka, Grönland'ı tamamen kendisine entegre etme yoluna gitti. Bu hareket yerel halk tarafından kurtuluştan ziyade asimilasyon olarak görüldü. 1953'te Grönland resmen bir koloni olmaktan çıkarak daha entegre bir bölge haline geldi.Danimarka Krallığı'nın ayrılmaz bir parçası olarak Grönlandlılara Danimarka vatandaşlığı ve Danimarka Parlamentosu'nda temsil hakkı verildi.

Bu dönemde eğitim, sağlık ve altyapı alanlarında büyük yatırımlar yapıldı. Ancak bu modernizasyon çabalarının bir olumsuz bir etkisi olarak geleneksel İnuit yaşam tarzının aşınmasına ve kültürel kimliğin sorgulanmasına yol açtı.

1970'ler ve 1980'ler, Grönland'da güçlü bir öz yönetim ve bağımsızlık hareketinin yükseldiği dönemdir. İnuitlerin kendi kültürel haklarını ve kaynaklarını kontrol etme arzusu siyasi bir hareketliliğe dönüştü. Bu çabaların somut sonucu, 1979 yılında Grönland’a geniş özerklik tanıyan Yerel Yönetim Yasası yürürlüğe girdi. Bu yasa ile Grönland parlamentosu kuruldu ve dil, eğitim ve sağlık gibi birçok konuda kontrolü yerel yönetime devretti.

1979'da Grönland Özerklik Hükümeti'nin (Nalakkersuisut) kurulması doğrudan Danimarka yönetiminden uzaklaşmayı hızlandırdı.

Özerklik, eğitim, sağlık ve kaynak yönetimi de dahil olmak üzere iç işlerinde önemli yasama ve yürütme yetkileri sağlarken, savunma, dış politika ve para birimi Danimarka'nın yetki alanında kaldı. Özerklik dönemindeki ilk büyük siyasi kopuş, 1985 yılında balıkçılık kotaları konusunda yaşandı ve Grönland'ın, Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun (AET) ortak balıkçılık politikasının Gronland çıkarlarını yeterince korumadığı ilkesine dayanarak AB'nin öncüsü olan AET'den çekilmesine yol açtı. 

Tam egemenlik arayışı devam etti. En son büyük ilerleme, 2009 yılında Özerklik Yasası'nın yürürlüğe girmesiyle gerçekleşti. Bu yasa, Grönlandlıları uluslararası hukuk kapsamında ayrı bir halk olarak tanıdı ve Grönland dilini (Kalaallisut) tek resmi dil haline getirdi. En önemlisi, Özerklik Yasası, Grönland'ın kendi adalet sistemini, polis gücünü ve en önemlisi maden ve hidrokarbon gelirleri üzerinde mülkiyet hakkı talep etme hakkını kontrol altına almasına olanak tanıyan bir mekanizma sağladı.

Günümüzde Grönland, Danimarka Krallığı içinde kendi kendini yöneten bir bölge konumundadır. Siyasi yapısı, giderek artan bir bağımsızlık talebi etrafında şekillenmektedir. Ekonomik temeli büyük ölçüde balıkçılık, uluslararası yardımlar ve son yıllarda artan turizm ile ABD ve diğer ülkelerin askeri varlığına dayanmaktadır.

Grönland'ın jeopolitik önemi yeni deniz yollarının açılması ve maden kaynaklarının keşfiyle gittikçe artmaktadır. Ivittuut madeninde çinko ve kurşunun keşfi ve daha sonra kullanılmamış mineral ve hidrokarbon rezervlerinin varlığı ve kuzey kutup dairesindeki stratejik konumu ile küresel güçlerin giderek artan ilgisini çekmektedir.

Devamı
    eposta       edit

8 Ocak 2026 Perşembe

Yayınlandı Ocak 08, 2026 gön: ve 0 yorum

Chess Openings Academy

 

chessopeningsacademy 

Satranç açılışlarını geliştirmek için yapılmış faydalı bir program. Yapılan tekrarlı öğrenme sistemiyle hamlelerin ardındaki strateji iyice pekiştiriliyor. 

Devamı
    eposta       edit

6 Ocak 2026 Salı

Yayınlandı Ocak 06, 2026 gön: ve 0 yorum

Venezuela ve bazı gerçekler


    Venezuela devlet başkanı Maduro adeta Deltaforce oyunundan alınmış bir sahne gibi ABD askeri güçleri tarafından operasyonla kaçırıldı. Amerika'nın izlediği bu yöntem uluslarası ilişkiler açısından yeni bir döneme işaret ediyor.

Peki Maduro neden hedefteydi? Venezuela, Amerikanın çıkarlarını tehdit eden ne gibi çizgi izliyordu? Dünyada neden böyle bir ülke ve lideri hedef haline geldi incelemeye değer.

Ama bana göre sebep tamamen Venezuela'nın  kaynakları itibariyle son derece zengin bir ülke olması.

Benzer bir zenginliğe sahip Gronland'ın ve Kanada'nın Amerikanın bir parçası olması gerektiğini Trump vurguluyordu. Belli ki bu konuda çeşitli planlar yapılıyor.

Venezuela, sahip olduğu zengin doğal kaynakları nedeniyle dikkat çekiyor.Petrol rezervi açısından Dünyanın beşte biri büyüklüğüne sahip. Doğalgaz rezervleri itibariyle dünyada sekizinci. Ayrıca çok değerli altın madeni kaynaklarını barındırıyor.

Peki nasıl oluyor da yer altı ve yer üstü bu kadar doğal zenginliği olmasına rağmen ülke bu kadar fakirleşti. Bunda dış ülkelerin uyguladığı ağır ambargaların payı büyük olsa da öngörüden yoksun israfçı yönetimlerin ülkeyi bu hale getirdiğine kuşku yok. Ülkeden 9 milyona yakın kişinin başka ülkelere göç ettiği söyleniyor. enflasyon oranı yüzde binlerden bahsediliyor.

Asker ve polis maaşlarının 50-60 dolar, bir generalin aldığı ücretin 200 dolara yakın olduğu belirtiliyor. Peki bu kadar zenginliğe rağmen bu ülke nasıl fakirleştirildi. Kendi petrolünü ve kendi kaynaklarını satamaz hale getirildi.

Asılnda Venezuela'nın çizgisinden bizim ülke olarak almamız gereken çok ders var. Demokrasiden  yoksun ,uzak görüşlü olmayan yönetimin izlediği politikalar ülkenin gelir kaynağının adaletsiz bir şekilde bölüşülmesine, kendi ülke halkının içindeki yapının bozulmasına ve dış ülkelerin müdahalesine zemin yaratmaktadır.

Devamı
    eposta       edit