kurandan ayetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kurandan ayetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2025 Çarşamba

Yayınlandı Aralık 31, 2025 gön: ve 0 yorum

Kuranı Kerimin derinliklerine yolculuk


Kuranı kerim de gökbilim, botanik, zooloji, biyoloji ve Dünya'nın doğal yapısıyla ilgili pek çok ayetler var. Bu yazıda bunlara ışık tutuluyor.

KURANI KERİM, yüzyıllardan beri, pek çok konunun ilham kaynağı oldu. Dünyadaki binlerce kitaplıkta, Kuranı Kerim'le ilgili sayısız eser bulunuyor. Tefsir, hadis, fıkıh, Kuran Kerim'e doğrudan bağlı bilim dalları­dır. Ayrıca, Kuranı Kerim felsefe, mantık, gramer, şiir ve roman konularında sayısız esere yön vermiş ve etkilemiştir. Binlerce bilim adamı, on dört yüzyıldan bu yana, sanki bir denize dalar gibi Kuran'ın derinliklerini arıyorlar. Fakat şurası biliniyor ki, henüz bu denizin dibine ulaşılamadı. Hatta bu ben­zetme Kuranı Kerim'in içinde de yer alır:

"Rabbimin kelimelerini yazmak için deniz­ler mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tüken­meden, denizler tükenir. Denizlere destek olsun diye bir mislini daha getirsek, yine yetmez." (Kehf süresi ayet 109)

Eski sözcüklerle yeni bir sistem

Kuranı Kerim'de kullanılan Arapça sözcükle­rin hemen hepsi İslam öncesi dönemde de kullanılıyordu. Bu sözcükler, vahiyden sonra kullanılmaya başlanınca, ortaya yepyeni bir durum çıktı.

Aslında, sözcükler 7. yüzyıldan beri kulla­nılıyordu. Ama anlamları değişikti. İslamiyetle, özellikle Kuran'la birlikte, aynı sözcükler kullanıldığı halde, yepyeni bir sis­tem ortaya çıktı. Bu sistemin içinde sanki olmayan yoktu!

Uzayda olanlar 

 

 Kuranı Kerim birçok konuda olduğu gibi, evrenin gizemine de ışık tutuyor. Galaksilerin dengeleri ve aralarındaki ölçülü uzaklıklar, Allah'ın emrindeki kozmik güçler tarafından sağlanıyor (üstte).


"Gökleri, gördüğünüz gibi, direksiz yükselten, sonra arşa hükmeden ...Allah'tır." (Ra'd Suresi - Ayet: 2)

"Buyruğu olmaksızın yere düşmemesi için göğü O'nun tuttuğunu görmez misiniz?"(Hacc Suresi - Ayet: 65).

 Bu iki ayet, evrendeki düzeni işaret ediyor. Bilindiği gibi, gökcisimlerinin, yani gezegen­lerin, yıldızların ve galaksilerin birbirlerine olan uzaklıkları ve büyüklükleri orantılıdır. Uzaklık çekim güçlerini etkiler. Gökcisimleri, birbirlerine yakın oldukları ölçüde çekim dengesi sağlarlar. Bu dengede olabilecek en küçük bir değişiklik, çarpışmalara ve evrensel facialara neden olabilir. Yani, gök kütleleri aralarında maddi destekler olmadan O'nun (Allah'ın) emrindeki kozmik güçler tarafın­dan dengede tutulurlar.

Evrenin genişlemesi

"Göğü gücümüzle biz kurduk: Biz onu genişle­tici kudrete sahibiyiz." (Zariyat Suresi - Ayet:47

Bu ayet, evrenin genişlediği teorisi ile ilgi­lidir. Temel varoluş kuralı, uzaklıktır. Astro­fizikte evrenin yaratılışındaki temel kavram budur. Dağılan parçacıklar kuramı, bir diğer görüştür. Sabit bir sonsuz enerji noktasından, dairesel kuşaklar halinde dağılmalar ve geniş­lemeler oluşmaktadır. Sonuçta, evren sürekli olarak genişlemektedir.

Modern astrofizik, bu genleşmenin baş­langıç anının on milyar ışık yılı önce olduğunu kabul ediyor. Bu ölçü, madde evreninin yarı­çapıdır. Son araştırmalarda, radyo-teleskoplar bu genleşme hızının, ışık hızına yakın bir hızla sürdüğü düşüncesini kuvvetlendiriyor. Böylelikle sürekli bir yaratılış oluşuyor.

İslam düşünürü Muhiddin Arabi, "Füsus'ül Hikem" adlı eserinde Allah'ın devamlı var ediş sıfatı­nın (Hallak sıfatı) aralıksız sürdüğünü anlatır.

İnsanın uzaya çıkması

"Ey cin ve insan toplulukları: Göklerin ve yerin çevresini aşmaya gücünüz yetiyorsa geçin; ama Allah'ın verdiği bir güç olmaksızın geçemezsi­niz." (Rahman Suresi - Ayet: 33).

Fransız yazar-araştırmacı, Prof. Dr. Maurice Bucaille'ye göre, bu ayet mistik bir anlam taşımıyor. Allah görünmez varlıklar olan cin­lere ve insanlara hitap ediyor. Geçip, başka âlemlere gidilebileceği, ama bunu yapacak insanların ve cinlerin, Allah'ın verdiği bir güce muhtaç oldukları anlatılıyor.

Bu güç nedir? Günümüz uzay teknoloji­sinde kullanılan yakıtların sağladığı güç mü? Gelecekte bulunacak yeni bir enerji kaynağın­dan sağlanacak güç mü?! Yoksa, insanın ken­dinde, özünde var olan bir güç mü? Herhalde çağın gelişme hızına göre, bu sorunun cevabı bulunacak.

"Onlara gökten bir kapı açsak da, oradan çıkmaya koyulsalar, 'Gözlerimiz döndü, biz herhalde büyülendik' derler." (Hicr Suresi -Ayet: 14-15).

Bu ayet iki ayrı anlamda yorumlanıyor. İlki madde ötesi âlemle ilgili. Bilinmeyen boyutların kapısı açılırsa, insanoğlunun göre­cekleri, hiç de alışılan cinsten olaylar olmaya­cak. Bir diğer yorum ise, uzaya çıkan insanoğlunun, gördüğü güzelliğin karşısında duyduğu hayranlıktır. Astronotlar, simsiyah uzay boşluğunun üzerinde, milyonlarca ışıl ışıl yıldızdan, mavi bir bilye gibi duran Dünya'dan ve gümüşi renkli Ay'dan, çoğu zaman büyüleyici bir görünüm olarak söz ettiler.

Evrenin sonsuz gizemini insanoğlu çözebilecek mi? Kuranı Kerim, insanların ve cinlerin ancak, Allah'ın vereceği bir güçle evrene açılabileceklerini anlatıyor.

Zooloji ve botanik

"Sizin için gökyüzünden su indiren O'dur: Biz o su ile türlü türlü, çift çift bitkiler yetiştirdik." -(Tâ-Hâ Suresi - Ayet: 53).

"Her türlü üründen çift çift yetiştiren, gün­düzü geceyle bürüyen de odur." (Râ'd Suresi -Ayet: 3).

Bütün bu ayetlerle anlatılanların ortak özelliği şu: Üremenin ve çoğalmanın erkeklik ve dişilik Özelliklerine bağlı yasalarla oluş­tuğu, Kuran'ın meydana getirildiği dönemde (7. yüzyıl) bilinmiyordu. Bu yüzden bu ayetler bazı yorumcular tarafından zooloji, botanik ve biyoloji bilimlerinin temeli olarak kabul edildiler.

"Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir." (Yâ-Sin Süresi - Ayet: 36).

Hz. Muhammed'in çağında henüz insanla­rın bilmedikleri şeylerin neler oldukları hak­kında çeşitli görüşler düşünülebilir. Günümüzde de gerek canlı âleminde, gerek cansız âlemde, öte yandan hem makro, hem mikro sistemlerde ikili yapıların veya ikili fonksiyonların varlığı belirlenmiştir. Ama, önemli olan, bilimsel yaklaşımla, bu tür Kuran yorumunun arasında görülen uyumdur.

Kuran ve beslenme 

Balarısı, Kuran'da adı geçen üç hayvandan biri. Balın insanlara olan yararları anlatılıyor (altta).
 
"Bal arısının karnından, insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar." (Nahl Suresi -Ayet: 68-69).

Kuran'da insanlara tedavi amacıyla öneri­len, en önemli ve tek ayet budur. Balın, besin olarak sayısız faydaları bulunduğu artık inkâr edilmez bir gerçek oldu. Arı, Kuran'da adı geçen üç hayvandan biridir.

"Hayvanlarda da size ibretler vardır. Bağırsaklarındakiler ile kan arasından, içen­lere halis ve içimi kolay süt içiririz." (Nahl Suresi - Ayet: 66).

Yorumcular bu sureyi çok ilginç buluyor­lar. Bucaille'ye göre, modern fizyologlar için bu tefsir ya da çeviri yetersiz ve uygunsuzdur. Ama, 1973 yılında Kahire İslami Yüksek İşler Meclisi tarafından yayınlanan El-Muntahab tefsirinde anlam başkadır. Üstelik çağdaş fiz­yolojiye uygundur. Bu kitaptaki tefsir şöyle:

"Onların bedenlerinin içinde bulunan ve bağırsak muhteviyatıyla kan arasındaki birleş­meden çıkan ve onu içenler için içimi kolay olan saf bir sütü, biz size içecek olarak veriyoruz."

Bu tefsir uygundur. Çünkü, besin madde­leri bağırsaklarda kimyasal dönüşüm sonu­cunda, genel dolaşıma geçerler. Bu geçiş, ya lenf damarlarıyla doğrudan doğruya, ya kara­ciğer aracılığıyla dolaylı olarak kana geçerek oluşur. Bu bilgiler, Kuran döneminde bilin­miyordu. En azından, kan dolaşımını Kuran' dan bin yıl sonra, İngiliz bilim adamı Harvey buldu.

Cinsel yaşama yönelik ayetler

Kuran'ın doğru yaşam kurallarının nasıl olması gerektiğini ayrıntılarla belirttiğini söy­lemiştik. İnsanın, yaşamın her ortamında ve her türünde nasıl davranacağını, Kuranı Kerim'in birçok yerinde görürüz. Cinsel yaşam da, bunlardan biridir.

"O, erkek ve kadının beli ile göğüsleri ara­sından atıla gelen bir sudan yaratmıştır."

(Tarık Suresi - Ayet: 6-7).

Aynı ayetin çevirisi üzerinde çeşitli görüşler olduğu görülüyor. Beyrut Tıp fakültesi'nden Prof. Dr. A. K. Giraud'un çeviri ve tefsiri daha farklı:

"İnsan atılan bir sudan (meniden) yaratıldı. Bu su erkeğin ve kadının cinsel bölgelerinin birleşimi sonucunda çıkar."

Giraud'un çevirisinde dayandığı nokta, bu ayette geçen iki Arapça sözcüktür. "Sulb", erkeğin, "terâib" ise kadının cinsel bölgeleri anlamına gelir. Her iki görüşte de, cinsel yaşamın en önemli fonksiyonu özellikle vur­gulanıyor. Ayrıca Kuran'da kadınların korunmalarına da özen gösterilmiştir.

"Aybaşı halindeyken kadınlardan el çekin, temizleninceye kadar yaklaşmayın, sonra Allah'ın buyurduğu yoldan yaklaşın." (Bakara Suresi - Ayet: 222).

Burada uyarıcı bir ayetle karşılaşıyoruz. Öncelikle kadınların en hassas oldukları dönemde, cinsel ilişkiden uzak tutulmaları istenirken, hem ruh sağlıkları, hem de hijye­nik yönden korunuyorlar. Bu dönem geçtik­ten sonra da, ilişki için kadına nasıl yaklaşacağı erkeğe belirtilmiştir. Yani, cinsel ilişki için yaratılan yolun kullanılması gereki­yor.

Kuranı Kerim'de belirtmeye çalıştığımız, bu tür ayetlerin sayısı çok daha fazla. 

Kuran'la bilimlerin ilişkisini ele almanın sonu yok! Zaten bir yoruma göre ortaya çık­mış ve çıkacak olan bütün bilimler Kuran'da yer alıyor. İnsana onları bulup çıkarmak kalıyor.

---------------------------
 İnsan mutluluğu için
 

Kuran'ın içeriği incelendiğinde, onda iman, ibadet, davranış, bilim ve ahlak gibi çeşitli konularda ortaya konmuş emirlerin, yasakların ve öğütlerin bulunduğu görü­lür. Bunların yanı sıra, astronomik, fiziksel gerçekler ve insan anatomisiyle ilgili konu­lara işaret edilir.

Ama, Kuran'ın ana gayesi, insanların hidayete ulaşmaları ve doğru yolu bulma­larıdır. Allah'ın hoşnutluğunu kazan­mış olarak yaşamlarını sürdürmeleri, mutlu olmaları ve böylece ebedi yaşama ak alınla gitmeleri istenir. Bütün emirler, yasaklar ve öğütler aynı gayeye yöneliktir. Yer verilen bilimsel gerçekler, insana ken­dini tanıtmak, kendini buldurmak, düşündürmek ve gerçeği buldurmak içindir.

Kuran üç şeyin işbirliği ile okunur. Ağız, akıl ve kalp. Ağzın görevi, ağır ağır ve doğru olarak harfleri çıkarmaktır. Akıl, manayı düşünüp anlamak görevindedir. Kalp ise, bu manalardan gereken dersleri ve tesirleri almalıdır. Bir başka anlatımla, ağız okuyacak, akıl çevirip anlaşılır hale getirecek, kalp de kişinin o manaların gös­terdiği yöne yönelmesini sağlayacaktır.

Sonuçta amaç, Kuran ayetlerinin gös­terdiği yönde yaşamaya çalışmaktır. Ahlak güzelleşmelidir, Kuran aydınlığında insan mutluluğu ve Allah'ın hoşnutluğunu bulacaktır.

TAYYAR ALTIKULAÇ Diyanet İşleri Başkanı


"İnsan çalıştığı kadar bulur" (Ayet)


"Her şeyin başı Allah korkusudur" (hadis).  

Ata Nirün-Bilinmeyen Dergisi

Devamı
    eposta       edit

30 Ekim 2025 Perşembe

Yayınlandı Ekim 30, 2025 gön: ve 0 yorum

Kuranı Kerim'de Dünyanın ve insanın yaratılışı

Dünyanın ve insanın yaratılışı konularının, Kuranı Kerim' de birçok ayette tüm ayrıntılarıyla ele alındığı görülüyor, özellikle ceninin anne karnındaki oluşumu ile ilgili ayetler çağdaş bilgilerle tıpatıp benzerlik gösteriyor. Aşağıdaki yazıda Cem Çobanlı'nın bir incelemesini sunuyoruz. 

Kainatın yaratılışı 

 

Yaratılış konusu, insanın ve yaşamın başlangıcı olarak kabul edildiği için, hemen hemen tüm kutsal kitaplarda yer alır. Tevrat'taki ve Kuranı Kerim'deki yaratılış ile ilgili ayetler arasında büyük benzerliklere rastlanır. Sözge­limi Tevrat'ta, Allah'ın yaratılışı altı günde tamamladığı yazılıdır.

Altı günde yaratılmak ne demektir? Tevrat'ta haftanın günlerine benzetilerek, yaratılışın altı günde gerçekleştiği ve cumar­tesi günü olan yedinci günde Tanrı'nın din­lenmeye çekildiği anlatılır. Prof. Maurice Bucaille, M.Ö. 6. yüzyılda Yahudi din adamlarınca seçilen bu anlatım biçimi, cumartesi günlerinin tatil günü olarak kulla­nılmasını teşvik etme amacını taşıyor diyor. Prof Bucaille şöyle diyor:

Tevrat tarafından böylece anlaşılan "gün" sözcüğü, yeryüzünde yaşayan bir kişi için, Güneş'in art arda iki kez doğuşu ya da batışı arasında kalan zaman parçasını ifade eder. Bu şekilde belirlenen gün, yeryüzünün kendi çevre­sinde dönüşü ile oluşur. Şurası son derece açık ki, mantık yönünden, bu anlamdaki günlerden, yaratılışın başlangıcında söz edilemez. Çünkü günün ortaya çıkış mekanizması, yine Tevrat' taki anlatımlara göre, yaratılışın ilk aşama­sında henüz gerçekleşmiş değildi.

"6 günde yarattı"

Altı günde yaratılmak ifadesine Kuranı Kerim'de de rastlanır: "Rabbiniz o Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı." Altı günlük yaratılış süreci, Tevrat ile Kuranı Kerim'deki birçok paralel anlatımdan sadece birisidir. Fakat burada sözcükler üzerinde yapılacak küçük bir inceleme, bazı farklılıkları ortaya koyacaktır.

6 uzun devre

"Gün" sözcüğü, bugün kabul edilen anlamda, Güneş'in doğuşuna ve batışına göre belirlenen, 24 saatten ibaret bir süreç olabilir mi? Türkçe'ye "gün" şeklinde çevrilen Arapça "yevm" (çoğulu eyyam) sözcüğünün birçok anlamları vardır. Gün, yıl, yüzyıl devre. Nitekim Kuranı Kerim in başka ayetlerinde de Yine yevm sözcüğünün kullanıldığı ifadelerin yer aldığı görülüyor.  

Sonra tüm işler, sizin hesabınıza göre 1000 yıl kadar süren bir günde (yevmin) O'na yükselir." (Secde suresi:32, ayet:5).

"Melekler ve ruh miktarı 50.000 yıl olan bir günde (yevmin) O'na çıkarlar." (Mearic suresi:70, ayet:4).

Görüldüğü gibi, Kuranı Kerim'in kendisi gün ile ifade edilen olgunun son derece izafi olduğunu ortaya koyuyor. Tüm bunlardan sonra yaratılışın altı aşamadan oluşan ve tam olarak saptanamayacak uzun zaman parçaları içerisinde oluştuğu belirtiliyor. Birçok Kuranı Kerim yorumlayıcısı, gün ya da günler şeklinde açıklanan yevm sözcüğünün uzun devreleri ya da çağları anlatmak istediği konusunda ısrar ediyorlar.

Bu durumda içinde bulunduğumuz evre­nin yaratılışının, altı rakamıyla ifade edilen, altı uzun zaman diliminde gerçekleştiğini düşünmek mümkün. Çağdaş bilim ise Dünyanın ortaya çıkışının "6 tane 24 saat" içinde olamayacağını kesinlikle kabul ediyor. Fakat bununla birlikte altı uzun zaman devresi ile ilgili bir bilimsel bulgu da şimdilik söz konusu değil.

Duman halindeki gök 

 Kuranı Kerim'in iki ayetinde daha Dünya'nın oluşumuyla ilgili bilgiler verildiği öne sürülüyor:

"İnkâr edenler görmediler mi ki, göklerle yer bitişik idi. Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık." (Enbiya suresi:21, ayet: 30).

"Sonra göğe yöneldi ve o duman halindeydi." (Fussilet suresi:41, ayet: 11).

Buradaki ifadeler çağdaş bilimsel yakla­şımlar ile son derece benzerlik gösteriyor. Bazı araştırmacılar, göklerle yerin bitişik olmasının yeryüzünde atmosferik koşulların henüz oluşmadığı bir döneme işaret ettiğini belirtiyorlar. Bunların birbirinden ayrılmaları ve her şeyin sudan yaratılmış olması ise, atmosferin oluşması ardından da su buharının oluşmasını anlattığı söyleniyor.

Çağdaş bilgiler

Alman bilim adamı Kupier'in 1944'te öne sür­düğü teoriye göre, yaklaşık 5 milyar yıl önce güneş ve gezegenler dumanı andıran bir gaz kütlesi halindeydiler. Sonra bu bulutsu (nebuloz), çekim gücünün etkisiyle dönmeye ve soğumaya başladı.

Çekimin etkisiyle bazı parçalar kopup, ana kütlenin çevresinde dönmeye devam ettiler. Zamanla bu parçalar soğudu ve yoğunlaştı. Güneş ısı ve ışık verecek duruma gelince gezegenleri kuşatan hidrojen ve helyum gaz­ları uçtu ve gezegenler şekillenmeye başladı. Sonunda daha da soğuyup bugünkü biçimle­rini aldılar.

Diğer dünyalarda yaşam

Bazı Kuranı Kerim yorumlayıcıları ve Dünya dışı yaşam araştırmacıları Kuranı Kerimde evrendeki diğer dünyalarda da yaşam olduğunu vurgulayan ayetler olduğunu öne sürüyorlar:

"Göklerin ve yerin yaratılışı ve onlardan canlıların üretilip yayılması, O'nun alametlerindendir" (Şura suresi:42, ayet:29).

"Allah O'dur ki yedi göğü ve yerden de sayıca onlar kadarını yarattı. Allah'ın emri bunlar arasında yukarıdan aşağıya doğru iner durur ki, O'nun her şeye kadir olduğunu ve bilgisinin her şeyi kuşattığını bilesiniz." (Talak suresi:65, ayet: 12).

Bu durumda Kuranı Kerim'de üç tür var­lıktan söz ediliyor: Göklerde bulunan varlık­lar, yerde bulunan varlıklar ve göklerle yer arasında bulunan varlıklar.

50.000 zeki uygarlık

 


Amerikalı bilim adamı, gökbilimci ve egzobiyolog Prof. Carl Sagan Samanyolu Galaksisi'nde 100 milyar yıldızın bulunduğunu belirtiyor. Kuşkusuz bunların bir de sayılarını bilemeyeceğimiz kadar gezegenleri var. Prof. Sagan'a göre, her 2000'de bir gezegende, en azından Dünya ile ortak özellikler taşıyan uygarlıklar var. Bunlar bizim ölçülerimize göre gelişmişler ve bizimle aynı zamanı kulla­nıyorlarsa, galaksimizde en azından 50.000 tane bizden daha ileri uygarlığın olması gerekiyor.

İnsanın üremesi 
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍۚ

Biz sizi asılıp, tutunan bir şeyden yarattık. (Alak suresi ayet:2)
Kuranı Kerim'deki çeşitli ayetlerde, ceninin anne karnındaki oluşumundan önceki ve son­raki durumları ayrıntılı olarak anlatan, son derece ilginç ayetler olduğu belirtiliyor. Bilin­diği gibi insanın üremesi, diğer memelilerde de olduğu gibi bir dizi gelişmelerle sağlanır. Bunların başında kadınların âdet dönemle­rinde, yumurtalıklarından ayrılan bir yumur­tacığın, "Fallop Borusu" adı verilen kanalda döllenmesi yer alır. Dölleyici unsur, bir sperm hücresidir.

Bu durumda döllenmeyi sağlamak için son derece fazla miktarda sperm hücresi içeren meninin çok az bir miktarı yeterlidir. Döllenmiş yumurtanın döl yatağına yerleşmesi, dişi cinsel organın belirli bir noktasında mey­dana gelir. Yumurta, kanal içinden dölyatağına iner. Çok geçmeden onun mukozasına (sümükdokusuna) ve kasına yerleşerek, pla­sentanın oluşmasından sonra ve onun saye­sinde, kelimenin tam anlamıyla oraya asılır. Embriyon çıplak gözle görülebilir hale geldiğinde, küçük bir et parçası görünümün­dedir. Bunun tam ortasında, önceleri bir insanın bulunduğu fark edilmez. Embriyon, orada yavaş yavaş ve art arda birtakım aşa­malar geçirerek gelişir.

Kuranı Kerimde anlatılıyor

Bu açıklamalardan sonra ilgili Kuranı Kerim ayetleri incelendiğinde gerçekten şaşırtıcı bir benzerliğe rastlanıyor:

"Allah sizi çeşitli merhaleler halinde yarattı." (Nuh suresi:71, ayet: 14).

"Allah insanı bir damla sudan (meniden) yarattı." (Nahl suresi: 16, ayet:4). Buradaki nutfe sözcüğü meni anla­mında kullanılmaktadır ve akmak, sızmak anlamına gelen bir fiilden türetilmiştir. Dr. Maurice Bucaille'e göre, nütfe sözcüğü, boşaltılan bir kovadan kalan bir şeyi ifade ediyor. Bu durumda son derece az miktarda bir sıvıyı belirtir ki, sözcüğün ikinci anlamı olan "su damlası" ya da "meni damlası” buradan kaynaklanmaktadır. Nitekim:

nsan dökülen meniden bir nutfe değil miydi?" (Kıyamet suresi:75, ayet:37) ayetindeki meni sözcüğü, sperm demektir.

Bir diğer ayette de söz konusu damlanın, sağlam ve sabit bir yere yerleştirildiği bildirilir.

Bu da muhtemelen anne karnıdır. 

"Sonra onu, bir damla meni olarak sağlam ve sabit bir yere yerleştirdik”(Müminun suresi:23, ayet:13)

Yumurta, fallop borusunda döllenince dölyatağı oyuğuna yuva yapmak üzere iter. İşte yumurtanın yapışması denilen durum budur. Kuranı Kerimde, döllenmiş yumurtanın yerleştiği yer, bugünde kullanılan adıyla belirtilir:

"Dilediğimizi belirlenen bir süreye kadar rahimlerde tutarız” (Hacc süresi 22, ayet 5)



Fetoskopi yöntemi ile çekilen 107 günlük bir ceninin fotoğrafı (üstte). 

Sanki fotoğrafı çeken, Dr. Rudiger Rauskolb'a selam veriyor (üstte). 



Parmağını emerken de sakin bir şekilde uyuyor gibi görünüyor (üstte).

Yumurtanın yapışması

Yumurtanın dölyatağına yerleşmesi, onun pürtüklü özelliği sayesinde gerçekleşir.Bu pürtükler, yumurtanın gerçek uzantıları olup, toprağa yerleşen kökler gibi, yumurtanın gerekli gelişimini sağlamak amacıyla, ihtiyacı olan elemanları almak üzere organın derinliklerine doğru inerler. Bu oluşumlar, yumurtayı dölyatağına "yapıştırırlar." Tüm bu bilgilerin edinilmesinin ise, ancak çağdaş dönemlerde gerçekleştiği vurgulanıyor.

"Asılıp tutunan bir şey

Bu yapışma olayı ise Kuranı Kerim'de beş kez anlatılır. "Oku, yaradan Rabbinin adıyla oku.O, insanı asılıp, tutunan bir şeyden yarattı (Alak suresi: 96, ayet: 1,2).

 Burada kullanılan “asılıp tutunan bir şey" Arapça metindeki "alak" sözcüğünün karşılığı, olarak kullanılmaktadır. Çeşitli anlamları olan bu sözcüğün ilk anlamı, "sakız"dır. Diğerleri ise, asılmak, yapışmak, tutunmak, ilişken nesne. Fakat bu ayet Türkçeye çevrilirken nedense, "kan pıhtısı" gibi yanlış bir anlam veriliyor. Zaten yeni yeni oluşmakta olan bir insan varlığının, ilk yaşam belirtilerini edindiği bir sırada pıhtılaşmış kandan söz etmek son derece anlamsız­dır. Sperm damlasından (nutfe) başlayarak son aşamaya kadar cereyan eden gelişmeler Kuranı Kerim'de şöyle anlatılır:

"Biz sizi asılıp, tutunan bir şeyden yarattık." (Hacc suresi:22, ayet:5).

"İnsan, dökülen meniden bir damla değil miydi? Sonra o asılıp tutunan bir şey oldu. Böy­lece Allah onu yarattı ve sonradan ona düzgün bir şekil verdi(Kıyamet suresi:? 5, ayet: 37,38)

" Sonra nutfeyi asılıp tutunan bir şeye dönüş­türdük, derken asılıp tutunan şeyi bir ete dönüş­türdük, sonra (çiğnenmiş gibi olan) etten kemikler yarattık ve kemiklere de (taze et gibi olan) bir et giydirdik" (Müminun süresi:23, ayet: 14).

"Çiğnenmiş et gibi"

Metinde geçen et sözcüklerine Arapça aslında farklı anlamlar veriliyor. Bu ayrım gerçekten de ilginçtir. Çünkü, embriyon başlangıçta küçük bir kitledir. Gelişmesinin belirli bir döneminde, çıplak gözle bakıldığında çiğnen­miş et (Arapçası mudga) görünümünde olduğu anlaşılır. Kemik sistemi, bu kitlenin içinde mezoderm adı verilen yerde gelişir, işte Kuranı Kerim"de, bundan sonraki aşama için, yani kasların gelişimiyle ilgili olarak "lahm" sözcüğü (taze et gibi) kullanılır.

Hem oranlı hem değil

Öte yandan, bilindiği gibi, embriyonunun geli­şimi sırasında bazı kısımlar, insanın ileride ala­cağı durumla oranlı bir büyüme gösterirken, bazı kısımlar da tamamen oransız bir şekilde gelişir. Sözgelimi baş, önceleri oldukça iridir. Bu durum da bir ayette son derece açık bir biçimde tasvir edilir:

"Biz sizi asılıp tutunan bir şeyden, hem oranlı ve uygun (muhallaka) hem de oransız ve uygun olmayan (gayr-i muhallaka) bir et parçasından yarattık." (Hacc suresi:22, ayet:5)

19. yüzyılda anlaşıldı

Prof. Dr. Bucaille şöyle diyor. "Kuranı Kerim deki tüm bu ifadeler çağdaş dönemde saptanmış bilgilerle karşılaştırılmalıdır. Kuranı Kerimdeki anlatımların çağdaş bilgilerle uygunluğu gün gibi ortadadır. Fakat öte yandan Kuranı Kerim'in verildiği zamanın insanlarının bu konular hakkında, Kuranı Kerim’de açıklanan bilgilere benzer görüşler taşımaktan ne kadar uzak olduklarını hesaba katmak için böyle bir karşılaştırma yapmak şarttır. Tüm dünyada bu konulara ilişkin açık bir görüşe sahip olmak, ancak 19. yüzyılda mümkün olmuştur."

Prof. Dr. Maurice Bucaille, "Kitabı Mukaddes, Kuran ve Bilim" adlı kitabında şöyle diyor:

"Bu bilgiler çağımızdaki yorumlara uygun olmakla birlikte, Hz. Muhammed'in zamanında yaşayan bir insanın, hakkında , en küçük bir fikir sahibi bile olamayacağı konulardır. Bu tür bir metinle karşılaşan bir insanı öncelikle etkileyen nokta, ele alınan konuların bolluğudur.Yaratılış, insanın üremesi, jeoloji, gökbilim, hayvanlar âlemi. Kitabı Mukaddes'te çok büyük bilimsel hatalar bulunduğu halde burada bir tek yanlışa bile rastlayamıyorum.

Bu da kendi kendime şu soruyu sormamı gerektiriyor:

Eğer Kuranı Kerim'i yazan, bir insan ise, bu kişi 7. yüzyılda, bugün çağdaş bilimsel sonuçlara uygunluğu ortaya çıkan bu bilgileri nasıl yazmıştı?

Nasıl olur da, önceleri okur yazar olma­yan biri; Hz. Muhammed, edebi değeri bakımından, bütün Arap edebiyatının bir numaralı yazarı haline geldikten başka, o devirde hiçbir insanın bilemeyeceği bilimsel gerçekleri hem de bu açıdan en küçük ha­talı bir ifade kullanmaksızın anlatabilir?" 

(Daha fazla bilgi için 

-Kitabı Mukaddes, Kuran ve Bilim, Prof.Dr.Maurice Bucaille, Türkiye öğretmen­ler Vakfı, 1981.
-Kuranı kerim ve modern ilimler, Celal Kırca ,Marifet yayınları
-Kuran En Büyük Mucize, Ahmet Deedat ve Edip Yük­sel, inkılap Yayınevi, 1983
)

Mucize sürecek

Kuram Kerim deki bilimsel mucizenin sonu yok gibi görünüyor. Bugün bilimin henüz çözemediği, fakat yoğun bir şekilde incelediği birçok konu var: Kara delikler, zaman ve zaman yolculukları, ışık hızında yolculuklar, takyonlar, uzun ömürlülük gibi...

Belki de yıllar sonra bilim adamları bu konuları çözdüklerinde, Kuranı Kerim'in 6000'den fazla ayeti arasında bu konulara iliş­kin yüzlerce yıllık bilgilere rastladıklarında buna hiç şaşmamak gerekecek.

Cem Çobanlı-Bilinmeyen Dergisi 

Devamı
    eposta       edit

18 Ekim 2024 Cuma

Yayınlandı Ekim 18, 2024 gön: ve 0 yorum

insanın çalışmasının karşılığı

 وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ

İnsan için ancak çalıştığı vardır. (Necm 39)

Ayet insanın çabalarının karşılığının görüleceğini ve sonuçsuz kalmayacağına işaret ediyor. Kişisel gelişim için adeta yol haritası gibi. İnsanı çalışmaya teşvik eden bu sözle tembellik yeriliyor . Bu ilkeyi sosyal hayatlarında uygulayan ülkeler müreffeh oluyorlar.

 

Devamı
    eposta       edit

10 Ekim 2024 Perşembe

Yayınlandı Ekim 10, 2024 gön: ve 0 yorum

Günahlara duyarsız olmak

 

Yüce Allah Bakara süresi 74.ayette Sonra, bütün bunların ardından kalbiniz yine katılaştı. Sanki taş kesildi, hatta taştan da katılaştı. " buyuruyor. Demekki kalb bir süre sonra ışık alacağı bütün kapıları kapatıp karanlık içinde kalabiliyor. Burada Özellikle taş kelimesinin seçilmesi çok ilginç. Özü itibariyle sert , katı ve hiç bir şey geçmeyen bir varlık. İnsan bazı şeyleri anlamaktan uzaklaşıp günahlar içine dalarsa artık onu geri döndürmenin çok zor olacağına vurgu yapılıyor.

Devamı
    eposta       edit

2 Ekim 2024 Çarşamba

Yayınlandı Ekim 02, 2024 gön: ve 0 yorum

ey insanlar!

فَاَيْنَ تَذْهَبُونَۜ

O halde nereye gidiyorsunuz? .

Yüce Allah ne güzel, ne çarpıcı bir soru yöneltiyor insana bu ayette.(Tekvir 26)

Yani böyle yüz çevirerek ne yaptığınızı sanıyorsunuz?

Mahmut Kısa bu ayeti muhteşem çevirmiş.

Öyleyse, hakîkat tüm berraklığıyla önünüzde dururken, Son Saat da an be an yaklaşırken,vahyin aydınlık yolunu terk edip de hangi görüş ve düşüncelere kapılıyor, nereye gidiyorsunuz?

O hâlde dinleyin, ey insanlar!

Devamı
    eposta       edit

2 Eylül 2024 Pazartesi

Yayınlandı Eylül 02, 2024 gön: ve 0 yorum

Güzel bir dua

رَبِّ يَسِّرْ وَلاَ تُعَسِّرْ، رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْرِ

Rabbi yessir ve la tuassir Rabbi temmim bi'l-hayr:

 “ Rabbim, kolaylaştır zorlaştırma; Rabbim hayırla sonuçlandır! " duası, her işe başlarken parolamız, şifremiz, anahtarımızdır. 

Mustafa İslamoğlu

 


Devamı
    eposta       edit

22 Ağustos 2024 Perşembe

Yayınlandı Ağustos 22, 2024 gön: ve 0 yorum

Bu dünyada insanlar

Bu dünyada insanlar ve diğer sorumlu yaratıklar iki kısma ayrılmıştır: Bir kısmı üzerine düşen görevleri yerine getirmekte ve Allah’ın varlığına değişmez bir inançla sarılmış bulunmaktadır. Bu değişmez ve devamlı inanç sahiblerinin mükafatları da ahiret hayatında ebedî olacaktır. Diğer bir kısmı ise, görevlerini kötüye kullandıklarından Yaratıcısını unutmuşlar ve nefislerine uyarak gittikleri sapık yolun doğruluğuna devamlı bir inançla bağlanmışlardır. Milyarlarca sene yaşayacak olsalar dahi, kendi inanç ve inkarlarını terketmemek kararında bulunurlar. Onun için bunların cezası da, kendi inançları gibi ebedî olacaktır. Ahirette sonu gelmeyen bir azaba düşeceklerdir. Şunu da ilave edelim ki, Yüce Allah katında güzel iman o kadar makbul ve büyük bir şeydir ki, onun karşılığı, Allah’ın bir ihsanı olarak sonsuz bir mükafattır. Allah’ı inkar edip batıla tapınmak da, o kadar büyük bir cinayettir ki bunun karşılığı da, sonsuz bir azabdan başka bir şey değildir. 

“İyi insanlar Naîm’de (Nimet Veren’de), günahkar kimseler de Cehennemdedirler.” (İnfitar: 13-14)

Ömer Nasuhi Bilmen-Büyük İslam İlmihali 

Devamı
    eposta       edit

8 Temmuz 2024 Pazartesi

Yayınlandı Temmuz 08, 2024 gön: ve 0 yorum

Kurandan ferahlatıcı ayetler

 


Devamı
    eposta       edit

22 Mart 2024 Cuma

Yayınlandı Mart 22, 2024 gön: ve 0 yorum

islam gerçeği

Allahın emirlerinin gerçekten anlaşılabilmesi  hurafelerden arındırılmış bir İslam anlayışı ile mümkündür. İslam gerçeği kitabı İslamı tanıma yönünde güzel bir ışık tutuyor.

Kur'an'a göre dinin sahibi sadece Allah'tır. Dolayısıyla din Allah tarafından konan, korunan ilahi ve evrensel bir kurumdur. Bu kurumda hüküm sahibi tektir; Peygamberlerin hem görevleri hem de büyüklükleri din koyuculuğundan ve koruyuculuğundan değil, sadece Allah tarafından gönderilen dini tebliğ etmelerinden kaynaklanır. Hiçbir peygamberin din koyuculuğunda Allah'la beraberlik veya ortaklık gibi bir yetkisi ve üstünlüğü yoktur. Dinin bir tek sahibi vardır: Allah. Kur'an'ın bu konuya ilişkin ifadeleri çok açıktır.

"Gözünüzü açıp kendinize gelin! Arı-duru din yalnız ve yalnız Allah'ındır" (Zümer, 3).

"Bana, dini yalnız Allah'a özgü kılarak O'na ibadet/kulluk etmek emredildi" (Zümer, 11).

Yazarlar:Atay Hüseyin,Öztürk Yaşar Nuri,Bilgin Beyza, Ayas, Rami ,Güneş, Arif, Elik, Hasan

https://dspace.ankara.edu.tr/home
 


Devamı
    eposta       edit

22 Ocak 2024 Pazartesi

Yayınlandı Ocak 22, 2024 gön: ve 0 yorum

Çiftler Halinde Yaratılış

Yeryüzünün bitirdiklerinden, kendi benliklerinden ve daha bilmediklerinden hepsini eşler halinde yaratan çok yücedir.”(23), 

Düşünüp, ibret alabilmeniz için her şeyi çiftler halinde yarattık.”(24) Sonuçta evrendeki tüm maddi varlıklar, eşler halinde var olan parçacıklardan oluşmaktadır. Bunlar tüm maddi varlığı oluşturdukları için maddi varlığın “hepsi eşler halinde” vardır, demektir.

Caner Taslaman-KUR’ANİ-BİLİMSEL-TEOLOJİ,

Devamı
    eposta       edit

7 Ocak 2024 Pazar

Yayınlandı Ocak 07, 2024 gön: ve 0 yorum

Allahın kula yakınlığı

 Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler. 

(Elmalılı hamdi yazır meali-Bakara Sûresi 186)

"Ben yakınım’ buyurulup ‘kullarım bana yakındır’ buyurulmaması da gayet anlamlıdır. Çünkü kul, varlığı mümkün olduğundan, kul olması yönüyle yokluğun merkezinde ve faniliğin en aşağı noktasındadır. Bunun Hak Teâlâ’ya bizzat yaklaşması mümkün değildir. Bu bakımdan yakınlık kul tarafından değil, Allah tarafındandır. Dua eden kimsenin gönlü, Allah’tan başkasıyla meşgul olduğu müddetçe gerçekten dua etmiş olmaz. Allah’tan başka şeylerin hepsinden uzak olduğu vakit de Hakk’ın birliğinin marifetine dalar. Bu makamda kaldıkça kendi hakkını düşünme ve insanlık nasibini talepten kaçınır, bütün vasıtalar kaldırılır ve o zaman Allah’ın yakınlığı hâsıl olur. Çünkü kul, kendi arzusuna yönelik olduğu sürece Allah’a yaklaşamaz, o arzu engelleyici bir vasıta olur. Bu kaldırıldığı zaman ise; ‘Ben işimi Allah’a bırakıyorum. Şüphesiz ki Allah kullarını görür.’ (Ğâfir, 40/44) âyetindeki havale, tam bir samimiyetle ortaya çıkmış bulunur. Göz, Hakk’ın gözü olarak görür; kulak, Hakk’ın kulağı olarak işitir; kalp Hakk’ın aynası olarak bilir, duyar, ister. O zaman milyonlarca sebeplerin, asırlarca zamanların yapamadığı şeyler, Allah’ın dilemesi hükmüyle, ‘ol’ demekle oluverir.

Elmalılı Hamdi Yazır (Hak Dini Kur’an Dili II, 11)

Devamı
    eposta       edit

2 Nisan 2023 Pazar

Yayınlandı Nisan 02, 2023 gön: ve 0 yorum

İnsanın hesaba çekilmesi

اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًىۜ
İnsan, kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanır? (Kıyamet-36)

İnsanı doğru yoldan ayıracak araçların hiç bu kadar yoğun olduğu bir dönem hatırlamıyorum. Sosyal medya kanalları insanın ayağını kaydıracak tuzaklarla dolu. Birinden kaçıyorsun başka bir yapı çıkıyor. İnsanlar elinin altındaki bir cep telefonu ile hem kendi dünyasını hem başkalarını değiştirebileceğinin farkına vardı.

Kuranda insanın sözlerinin ve davranışlarının kayıt altına alındığını bildirir Yüce Allah.

Kaf süresinde şöyle buyrulur "Sağ tarafta ve sol tarafta oturan iki alıcı kayıt yapmaktadır. (Kâf 50:17, Şaban Piriş).

Ayette yer alan
يَتَلَقَّى -yetelekka kelimesi alıcı (melek) anlamına gelmektedir.

öyleki onun öyle başıboş yaratılmadığını ve yaptıkları ile hesaba çekileceğini bildirir.

"Hiçbir şey söylemez ki onu gözleyen, tesbit eden biri bulunmasın. (Kâf 50:18, Şaban Piriş)

Öyleyse insanın sözlerine ve davranışlarına dikkat etmesi gerekiyor.

Devamı
    eposta       edit

25 Mart 2023 Cumartesi

Yayınlandı Mart 25, 2023 gön: ve 0 yorum

Allahın yardımı

 

Allah size yardım ederse üst olacak yoktur size. Fakat o sizi yardımsız bırakırsa kimdir ondan başka yardım edecek size? Mutlaka Allah'a dayanmalı inananlar.

(Alimran 160.ayet)

Abdulbaki Gölpınarlı Meali

Devamı
    eposta       edit

16 Mart 2023 Perşembe

Yayınlandı Mart 16, 2023 gön: ve 0 yorum

Dağların yaratılması

Allah sabit dağları yeryüzündeki zelzeleleri engellemek için mi yarattı ?

Lokman süresinin 10.Ayeti kerimesinde geçen اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ sizi sarsar diye ifadesinde yer alan el meydü ne demektir?

El-meydü Arapçada sağa sola meyleden(yalpalayan) düzensiz bir hareket manasındadır. Yani Allâh’ın kitabında zikredilen “zelzele” manasına gelmez. (https://www.cerideiilmiyye.org) .

Yüce Allah Lokman süresinin 10. ayetinde şöyle buyuruyor: Allah gökleri, gözle görebileceğiniz direkler olmadan [1] yaratmış, yer kabuğu sizi sarsar diye yere sabit dağlar [2] yerleştirmiş ve yeryüzüne her türlü canlıyı yaymıştır. Gökten su indirip yerde her güzel çiftten nice bitkiler bitirdik [3].

[1] Ra’d 13/1. [2] Sabit anlamına gelen (
راسية) râsiye kelimesinin çoğulu olan (رواسي) revasi, Kur’an’da 9 kez, dağların özelliği olarak geçer. Bu ayette olduğu gibi 2 ayette daha (ميد) meyd fiiliyle birlikte kullanılır (Enbiyâ 21/31, Nahl 16/15).


Meyd,gidip gelme, sallanma, sarsılma” anlamlarına gelir. Bu sebeple kelimenin geçtiği üç ayete, “sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi” şeklinde meal verilmekte, bu da dağların bulunduğu bölgelerde deprem olmadığı gibi bir yanlış anlamaya sebep olmaktadır. Oysa ayetteki (أَ
ن تَمِيدَ بِكُمْ) en temide bikum ifadesini “sizi sarsar diye” şeklinde çevirmek metne daha uygun olacaktır. Dolayısıyla ayetin meali “sizi sarsar diye yere sabit dağlar yerleştirdi” şeklinde olmalıdır. Ayette insanları sarsacak olan “yeryüzü”dür (الأرض). Dağların varlığı insanları bu sarsıntı esnasında korumak, daha güvenli bir yerleşim yeri oluşturmak içindir. Ayette dağların yeri sabitlemesinden bahsedilmemektedir. Nitekim toprak, kum ve alüvyonlu kıyı kesimlerin depremlerde en uzun süreli sarsıntı yaratan, sarsıntının şiddetinin en büyük, hızının en fazla olduğu bölgeler olduğu, dağlık ve kayalık alanlarda ise bu sarsıntıların çok daha kısa ve yavaş olduğu yerbilimleri tarafından da tespit edilmiş gerçeklerdir. Ayet bu gerçeği dile getirmekte, bu özelliğinden dolayı dağlar için ‘demir atma’, ‘sabitleme’ kök anlamından türetilmiş (رواسي) revasi kelimesi kullanılmıştır.


[3] https://suleymaniyevakfimeali.com/Meal/Lokman.htm

Devamı
    eposta       edit

15 Mart 2023 Çarşamba

Yayınlandı Mart 15, 2023 gön: ve 0 yorum

Aklı kullanmak

İmanda taklit tehlike sınırıdır. Bir şeye inanmak onu gerçekleştirmekle mümkün olur. Bunu da tahkiki imanla emin olmuş olur. la reybe fih  “doğruluğunda tereddüt olmayan bir kitap” diyor.(bakara-2. ayet)

Tahkik imanı elde elde etmek ise aklı kullanmak demektir. Burada ibadet kavramı giriyor.İbadet bir kulluk bilincidir. Hayatı Allah için yaşama bilincine ibadet diyoruz. Eğer bir kişi Allah için yaşamak için and içmişse bütün hayatı ibadettir, bunun arkasından takva ve ihsan belirir. 

 "ey doygunluğa ve olgunluğa ulaşmış nefs gir kullarımımın arasına" diyor .(fecr 28). 

Muhammed Nur Doğan

Devamı
    eposta       edit

12 Mart 2023 Pazar

Yayınlandı Mart 12, 2023 gön: ve 0 yorum

Allahı hakkıyla anma

Seni, sana yakışır bir şekilde tanıyamadık." diye ona yalvar. O zaman sende ne şüphe kalır, ne sıkıntı ne buhran (ruhî bunalım) kalır, ne kuşku.

Elmalılı Hamdi Yazır-Hak Dini Kuran Dili

Devamı
    eposta       edit

3 Mart 2023 Cuma

Yayınlandı Mart 03, 2023 gön: ve 0 yorum

Takva sahibi

Muttaki (takva sahibi) ve takva dilimizde de kullanılan Arapça asıllı kelimelerdendir. Müttakiler kelimesinin lügat mânası, “sakınılması gereken şeylerden sakınanlar” demektir. Kur’an’da ve özellikle bu âyette geçen takvanın mânası onu takip eden âyetlerde açıklanmıştır. Buna göre takva sahibi kimselerde şu beş vasıf vardır:

  • Gayba iman etmek,
  • namazı doğru ve devamlı kılmak,
  • Allah’ın verdiklerinden bir kısmını O’nun rızâsı için harcamak,
  • Kur’an’a olduğu gibi diğer peygamberlere gönderilen kitaplara da inanmak
  • ve âhiret konusunda kesin inanç sahibi olmak.

Bu vasıfları kendinde gerçekleştirmiş olan mümin takva sahibidir, müttakidir.

Kuran yolu tefsirinden-BAKARA SURESİ

Devamı
    eposta       edit

1 Mart 2023 Çarşamba

Yayınlandı Mart 01, 2023 gön: ve 0 yorum

Kuran ayetlerini nasıl okumalıyız ?

Kuran'da "kendilerine kitap verdiklerimiz onu hakkıyla tilavet ederler işte biz ona inandık diyenler asıl bunlardır"ayetinde geçen"tilavet" kelimesinin önemine vurgu yapan Muhammed Nur Doğan hoca şu hususlara dikkat çekiyor:

"Burada yer alan tilavet kelimesi "tila" kökünden geliyor. Bu kelime takip etmek, izlemek demek. Yani bir şeyin 'talisi 'olmak demektir. O zaman hakkıyla tilavet etmek okuyup, anlayıp takip etmek demek oluyor. Yoksa Kuran ayetlerini sadece güzel bir sesle okumak anlamında değil"

Devamı
    eposta       edit

7 Ocak 2023 Cumartesi

Yayınlandı Ocak 07, 2023 gön: ve 0 yorum

insanın azması

  كَلَّٓا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَيَطْغٰىۙ

 اَنْ رَاٰهُ اسْتَغْنٰىۜ

Şüphe yok ki, insan elbette azar. Kendisini ihtiyaçtan kurtulmuş görünce.(Alak süresi-6-7)

Bu ayetlerde belirtilen insanın azması neye bağlanıyor?

Bu ayetlere göre insan, kendini başkalarından müs­tağni görme illetine tutulduğunda azar . Yani kendisinin hiç kimseye muhtaç olmayacağını ama başkalarının ona hep muhtaç olacağını sanarak insanları küçük görür ve bu sefil duygular onu yoldan çıkararak perişan eder.

Yaşar Nuri Öztürk- Kurandaki islam

Devamı
    eposta       edit

4 Ocak 2023 Çarşamba

Yayınlandı Ocak 04, 2023 gön: ve 0 yorum

Fil suresi

 اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِۜ

Kuranda Fil süresinde anlatılan olaylar çok dikkat çekicidir. "görmedin mi rabbin fil sahiplerine ne yaptı" diye soruyor Yüce Allah. Dünyanın en güçlü hayvanlarından fil’e sahip olan bir ordunun en küçük varlıklardan biri olan kuşların elinde yok olduğu anlatılır.

İbretli değil mi gerçekten?

Ne anlatılmak isteniyor? çağrışımları hissettiniz mi?

Ne kadar zayıf olunursa olsun Allahın desteği ile küçük bir ordunun devasa büyük bir orduyu darmadağın edeceği belirtilir.

Burada fil’ in büyüklüğü ve azameti bir yana asıl vurgunun filin sahibine yapılması,böyle devasa bir file sahip olduğu için kibre ve büyüklüğe kapılan insana vurgu yapılması ilginç. Büyüklüğe kapılan bu insanlar bir tuzak kurmak istiyorlar. Bir bela açmak istiyorlar büyüklüklerine güvenerek. Ama bütün tuzaklarının yerle bir edildiği belirtilir. Burada sergilenen örnek, insanın bireysel gelişimi için de zihin açıcı aslında. Allahın yardımı ile senin büyük zannettiğin içinden çıkılamaz sandığın dertler bir bakarsın yer ile yeksan olacaktır.

Devamı
    eposta       edit