Grönland, Trump'ın Amerikanın bir parçası olması gerektiğini söyleyen çıkışıyla krizin odağı haline geldi. Hali hazırda Danimarka'ya bağlı özerk bir yapı ile bağlanan bir toprak parçası hakkında böyle bir söylemde bulunulması aslında başka Nato ülkesi ile ilişkileri çöpe atmak anlamına geliyor. Zira Nato ortağı bir ülkenin başka bir ülkenin toprağını almaktan söz etmesi durumu ile ilk kez yüzleşildi. Böyle bir girişim güçlünün hukukunu uyguladığı bambaşka bir değişime gittiğimizin de ayrıca bir habercisi.
Peki Grönland nasıl bir yer ? Danimarka ile ilişkisi ne ? Ayrıntılara inelim.
Grönlandın Tarihi
Grönland, Kuzey Kutup Dairesi içinde yer alan, dünyanın en büyük adasıdır.
Grönland tarihinin en belirleyici ve uzun süreli yerleşimcileri, 10. yüzyılın sonlarında Kanada'nın Ellesmere Adası üzerinden adaya ulaşan ve günümüzdeki İnuit halkının ataları olan Thule kültürü insanlarıydı.
Thule halkı Sert iklim koşullarına sahip olan çevreye hakimiyetleri, önceki grupların tökezlediği veya geri çekildiği yerlerde hayatta kalmalarını sağladı.
Thule kültürü, zamanla adanın batı ve güney kıyılarına yayılarak, Grönland'ın temel yerli nüfus yapısını oluşturdu.
Avrupa ile Grönland arasındaki ilk teması, İskandinavlar gerçekleştirdi. 985 yılında, İzlanda'dan sürülen Erik Thorvaldsson, yani Kızıl Erik, adanın güneybatı kıyılarında yerleşim kurdu. Grönland teriminden türetilen kelime İskandinav dilinde "yeşil toprak" anlamına gelmektedir. Norveçli Vikingler, kurdukları kolonilerle Avrupa ile Grönland arasında kısa süreli de olsa ticari ve kültürel bir köprü kurdu. Norveç Krallığı, kolonileri resmi olarak himayesi altına aldı ve 13. yüzyılda Grönland, Norveç’in bir parçası haline geldi. Ancak, Küçük Buz Çağı'nın şiddetlenmesi, deniz buzunun artması ve Avrupa ile bağlantının kopması sonucunda, 15. yüzyılın başlarında bu İskandinav kolonileri gizemli bir şekilde ortadan kayboldu. Tarihçiler, bu yok oluşun sebebini iklim değişikliğine, yerli İnuitlerle yaşanan çatışmalara veya salgın hastalıklar gibi faktörlerin birleşimiyle meydana geldiğine inanmaktadır.
18. yüzyıla gelindiğinde, Grönland'ın Avrupa ile yeniden teması, denizcilik ve misyonerlik faaliyetleriyle başladı. Özellikle Danimarkalı misyoner Hans Egede’ nin çabaları, Danimarka’nın Grönland üzerindeki kalıcı kolonyal iddialarının başlangıcı oldu.
Danimarka, 1740'lardan itibaren Grönland üzerinde ticari bir tekel kurarak, adayı İzlanda ve Norveç ile aynı idari çatı altına aldı. Bu dönem, Danimarka sömürge yönetiminin başladığı dönemdir. İnuitler, Danimarka ile ticaret yapmaya zorlandı ve geleneksel yaşam tarzları yavaş yavaş Avrupa tarzı yerleşimlere doğru yönlendirildi. Misyonerlik faaliyetleri, İnuit dilinin (Kalaallisut) yazılı hale getirilmesi ve yerel kültürel pratiklerin Hristiyanlıkla harmanlanmasıyla sonuçlandı.
Grönland, kiliseleriyle Norveç Kralı ile resmi bir bağlantıyı simgeleyen bir dini karakol haline geldi.
Bu ataerkil sistem, büyük Avrupa göçünü engellerken ve bir dereceye kadar sosyal istikrar sağlarken, aynı zamanda ekonomik gelişmeyi de engelledi ve Danimarka devletine derin bir bağımlılığı pekiştirdi.
Daha sonraları Danimarka yönetimi Grönland'ı izole tutma politikası izledi. Ancak bu yalıtılmışlık politikası II. Dünya Savaşı sırasında ciddi bir şekilde sarsıntıya uğradı.
II. Dünya Savaşı sırasında, Danimarka Nazi Almanyası tarafından işgal edilirken, Grönland Amerika Birleşik Devletleri'nin koruması altına girdi ve Danimarka yönetiminden fiilen koptu. stratejik konumu nedeniyle bölgede Amerikan askeri üsleri kuruldu ve adayı Danimarka adına yönetmek üzere bir anlaşma imzaladı.bu da dış dünyayla eşi görülmemiş bir temas, modern teknoloji ve yerel ekonomiyi canlandıran ve sosyal yapıları derinden değiştiren yabancı para akışı sağladı.
Bu dönem, Grönland'ın dış dünyaya açılması ve modernleşme sürecinin hızlanması için bir katalizör oldu.
Savaş sonrasında, Grönland'ın stratejik önemi daha da arttı. Danimarka, Grönland'ı tamamen kendisine entegre etme yoluna gitti. Bu hareket yerel halk tarafından kurtuluştan ziyade asimilasyon olarak görüldü. 1953'te Grönland resmen bir koloni olmaktan çıkarak daha entegre bir bölge haline geldi.Danimarka Krallığı'nın ayrılmaz bir parçası olarak Grönlandlılara Danimarka vatandaşlığı ve Danimarka Parlamentosu'nda temsil hakkı verildi.
Bu dönemde eğitim, sağlık ve altyapı alanlarında büyük yatırımlar yapıldı. Ancak bu modernizasyon çabalarının bir olumsuz bir etkisi olarak geleneksel İnuit yaşam tarzının aşınmasına ve kültürel kimliğin sorgulanmasına yol açtı.
1970'ler ve 1980'ler, Grönland'da güçlü bir öz yönetim ve bağımsızlık hareketinin yükseldiği dönemdir. İnuitlerin kendi kültürel haklarını ve kaynaklarını kontrol etme arzusu siyasi bir hareketliliğe dönüştü. Bu çabaların somut sonucu, 1979 yılında Grönland’a geniş özerklik tanıyan Yerel Yönetim Yasası yürürlüğe girdi. Bu yasa ile Grönland parlamentosu kuruldu ve dil, eğitim ve sağlık gibi birçok konuda kontrolü yerel yönetime devretti.
1979'da Grönland Özerklik Hükümeti'nin (Nalakkersuisut) kurulması doğrudan Danimarka yönetiminden uzaklaşmayı hızlandırdı.
Özerklik, eğitim, sağlık ve kaynak yönetimi de dahil olmak üzere iç işlerinde önemli yasama ve yürütme yetkileri sağlarken, savunma, dış politika ve para birimi Danimarka'nın yetki alanında kaldı. Özerklik dönemindeki ilk büyük siyasi kopuş, 1985 yılında balıkçılık kotaları konusunda yaşandı ve Grönland'ın, Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun (AET) ortak balıkçılık politikasının Gronland çıkarlarını yeterince korumadığı ilkesine dayanarak AB'nin öncüsü olan AET'den çekilmesine yol açtı.
Tam egemenlik arayışı devam etti. En son büyük ilerleme, 2009 yılında Özerklik Yasası'nın yürürlüğe girmesiyle gerçekleşti. Bu yasa, Grönlandlıları uluslararası hukuk kapsamında ayrı bir halk olarak tanıdı ve Grönland dilini (Kalaallisut) tek resmi dil haline getirdi. En önemlisi, Özerklik Yasası, Grönland'ın kendi adalet sistemini, polis gücünü ve en önemlisi maden ve hidrokarbon gelirleri üzerinde mülkiyet hakkı talep etme hakkını kontrol altına almasına olanak tanıyan bir mekanizma sağladı.
Günümüzde Grönland, Danimarka Krallığı içinde kendi kendini yöneten bir bölge konumundadır. Siyasi yapısı, giderek artan bir bağımsızlık talebi etrafında şekillenmektedir. Ekonomik temeli büyük ölçüde balıkçılık, uluslararası yardımlar ve son yıllarda artan turizm ile ABD ve diğer ülkelerin askeri varlığına dayanmaktadır.
Grönland'ın jeopolitik önemi yeni deniz yollarının açılması ve maden kaynaklarının keşfiyle gittikçe artmaktadır. Ivittuut madeninde çinko ve kurşunun keşfi ve daha sonra kullanılmamış
mineral ve hidrokarbon rezervlerinin varlığı ve kuzey kutup dairesindeki stratejik konumu ile küresel güçlerin giderek artan ilgisini çekmektedir.


0 yorum:
Yorum Gönder