EVRENİN NE ZAMAN ve nasıl yaratıldığını açıklayabilmek için yine çağlar boyunca yüzlerce görüş ve teori öne sürülmüştür. Fakat hiçbiri de "sonsuz" sözcüğü ile kısmen ifade edilebilen bu olağanüstü oluşumu açıklamaya yeterli olmadı. Büyük bir olasılıkla gerek geçmişte, gerekse bugün öne sürülen görüşler, sonsuz bir evrenin değil de, ancak "sonlu bir evrenin", yani kâinatın çok küçük bir noktasının yaratılışını açıklayabilir.
GÖRÜLEBİLİR EVREN
"Kozmik tohum"
Hz. İsa'dan 800 yıl önce yazılan ünlü Hint metinleri Upanişadlar'da ise evrenin yaratılışı şöyle anlatılır: "...Başlangıçta, 'Bir Tek Varlık' Brahman vardı; Bir Güneş gibi idi; Zamansızlık içinde tek varlık o idi; başka bir varlık yoktu; ve bu Dünya, henüz, tam anlamı ile doğmamıştı; Dünya vardı ve gelişme halinde idi; O, bir 'Kozmik Tohum' halinde idi; Bir süre böyle geçti; Sonra bu 'Kozmik Tohum' parçalara ayrıldı; Kozmik Kabuğun, bir kısmı Gümüş, bir kısmı Altın oldu.
Gümüş, Yeryüzünü oluşturdu; Altın, Uzayı.
Dış zarlar, dağları oluşturdu; iç zarlar sisli ve buğulu idi. Damarlardan Irmaklar oluştu; akan sıvılardan da Okyanuslar.
Sonra, öteki Güneşler doğdu ve sevinç çığlıkları ile ona doğru açılıp, yükselmeye başladılar..."
"Gündüzü ve geceyi düzenledi"
İ.Ö. 1500 yıllarına ait ve yeryüzünün en eski kutsal kitaplarından biri olan Vedalar'ın Rig-veda bölümünde yaratılış şöyle anlatılır: "...Önce, 'Isı'dan, Öncesiz ve Gerçek olanın, nitelikleri doğdu. Sonra, 'Karanlık' meydana getirildi ve sonra da 'Büyük Bir Su Dalgası' oluştu;
Aynı dalga, üst üste taştı; Yaratıcı, her yönde birbiri ardı sıra, gündüzleri ve geceleri, düzenledi; Büyük Yaratıcı (Dâtâ), sıra ile Güneş'i ve Ay'ı, Gökyüzünü ve Yeryüzünü, Hava'yı ve Işığı yarattı..."
"Evrenin sonu vardır"
Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce eski Yunan'ın ünlü düşünürü Herakleitos da varoluş hakkında şöyle düşünüyordu:
"Evrenin ilk maddesi 'Ateş'tir. Varolan her şey, ondan gelmiştir ve gene ona dönmek ister. Her varlık, değişmiş ateştir. Karşılık olarak da her varlık, ateş durumuna gelebilir ve sonuçta da ateş olur. Hava ile Su, sönmek ve yeniden doğmak için ateştir. Toprak ve katı cisimler, sönmüş ateştir. Gök bölgesindeki ateş, sıra ile Buhar, Su ve Toprak durumuna geçer. Ters yönde de yeniden aslına döner. Gene koyulaşır, göklere yükselir ve bu, sonsuz olarak böyle gider. Çünkü, Evren, düzgün aralıklarla yanıp sönen, değişme halinde bir ateş (pyros trope) 'Durmaksızın Canlı Bir Ateş'tir. Bu: bir Tanrı' nın, ya da bir insanın, eseri değildir. O, var olmaya başlamadığı gibi, yok olmayacaktır da. Evrenin, şu anlamda bir sonu vardır. O da, her şeyin, sonuçta gene Ateş olmasıdır. Fakat, Evren, sonsuz olarak, küllerinden yeniden doğar. Bütün Yaşam Süreci,'Yaratma've ' Yokolma'nın sonsuz olarak birbirini izlemesidir. Bu nedenle, aynı nehirde iki kez yıkanılamaz. Her şey, erkek ve dişiden gelir. İnce ve kalın sesler, musikide ahengi yaratırlar. Nasıl, Ateş, havanın ölümünü; Hava, ateşin ölümünü; Su, havanın ölümünü; Toprak, suyun ölümünü, yaşıyorsa, bunun gibi, Hayvan, bitkinin ölümünü; insan, hayvanın ölümünü; Tanrılar, insanın ölümünü yaşar. Doğuş, Sıvı Tohum'un, kuru nefes haline gelmesidir. Toprağın gizli ateşi, sıvı halinden geçerek, insan ruhunda, ilk haline dönüyor demektir. Kısaca, her şey, kuru ve sıcak bir prensipten gelir ve sonunda da gene ona dönecektir..."
Batı dünyasının yaklaşımları
Özellikle Batı felsefeleri çerçevesinde yer alan kozmogoni anlayışları şöylece sıralanabilir:
1- Maddesel olmayan bir enerjinin yoğunlaşması sonucu madde ve ondan da evrenin oluştuğunu ileri süren ve Leibniz tarafından temsil edilen tinselci görüş.
2- Her şeyin kökeninde maddesel atomların bulunduğunu ileri süren, enerjiyi atomların hareketleriyle açıklayan ve Descartes, Kant ve Laplace gibi düşünür ve bilginler tarafından temsil edilen maddeci görüş.
3- Güneş sisteminin doğuşunu Güneş ile bir kuyrukluyıldızın çatışmasına bağlayan ve G.Louis Buffon tarafından temsil edilen "yıkımdan doğumcu" görüşler.
4- Nebula (bulutsu) teorisini benimseyen çağdaş bilimsel görüş.
ilk madde: Su, sayı ve ruh
Eski Yunan'daki düşünürler de "ilk neden" konusunda değişik görüşler önermişlerdi. Anaksimandros, evreni kuran ilk şeyin belirsiz ve sonsuz bir madde olduğunu söylemiş ve felsefi öğretisini bu esas üzerine geliştirmişti. Thales ise ilk nedenin su, Pitagoras sayı olduğunu söylerken, Anaksagoras, "maddeye hareket verip onu biçimlendiren ruhtur" diyerek ikili bir görüşün temelini atmıştır.
önce bir gaz kütlesiydi
Güneş sisteminin oluşumu ile ilgili olarak 1944 yılına kadar gezegenlerin Güneş'ten kopmaları sonucu ortaya çıktıkları düşüncesi geçerliydi. Bu tarihten sonra bir Alman bilgini şöyle bir teori öne sürdü: Güneş ve gezegenler önce bir bulutsuyu andıran bir gaz kütlesi halindeydiler. Sonra bu bulutsu çekim gücünün etkisiyle dönmeye ve soğumaya başladı. Çekimin etkisiyle ana kütleden bazı parçalar kopup, ana kütlenin çevresinde dönmelerine devam ettiler.
Kopan parçalar uzayın ve dönmenin etkisiyle soğudu ve yoğunlaştı. Bu sırada Güneş ısı ve ışık verecek kadar yoğunlaşmamıştı. Güneş ısı ve ışık verecek duruma gelince gezegenleri genler şekillenmeye başladı. Sonunda bu gezegenler soğuyup bugünkü biçimlerini aldılar.
Evrenin yaratılışı konusuyla ilgili olarak da çeşitli görüşler öne sürülüyor. Bilim adamları evrenin yaşına ilişkin olarak 5 ile 20 milyar gibi farklı tahminlerde bulunuyorlar. "Big Bang" (büyük patlama) teorisine göre evrendeki maddenin tümü ilkel bir atomun ya da kozmik bir hücrenin patlamasıyla oluştu. Yüksek sıcaklık sonraları birbirinden uzaklaşan galaksileri meydana getiren elementleri oluşturdu. Bu görüşün en önemli kanıtı olarak da çok uzaklardaki galaksilerin yakındakilere göre daha çok sayıda olması öne sürülüyor. Bazı hesaplamalara göre bu büyük patlama 10-20 milyar yıl önce gerçekleşti.
Görünümü hiç değişmez
Bir diğer teori olan "sürekli durum" teorisi"ne göre ise galaksileri oluşturan hidrojen atomları, oluşumlarını evrenin her yerinde sürdürürler. Eski galaksiler birbirinden uzaklaştıkça, boşluğu yeni oluşan galaksiler doldurur, öyle ki evrenin herhangi bir dönemindeki görünüşü diğerine çok benzer. Bu teorinin, Herman Bondi ve Thomas Gold ile birlikte savunucusu olan İngiliz gökbilimci Fred Hoyle'a göre evrenin bildiğimiz kısmı, bir katedralin hacmi içerisinde bir hidrojen atomunun büyüklüğü kadardır. Yani bu evrenin başı ve sonu yoktur.
Sovyet bilim adamları M. Vasilyev ve K. Stanyukoviç de benzer bir yaklaşımda bulunuyorlar: 'İlk patlamanın evrenin doğum günü olmadığını söyleyebiliriz. Tüm bilinen dünyaları ve galaksileri kusan bu müthiş tufan diğer yandan maddenin evrimi bakımından ise sınırsız evrenin küçük bir bölgesindeki bir olgu idi. Evren, uzay ve zaman bakımından sonsuzdur ve evrenin insan zekâsının başarılı bir şekilde incelediği kısmının tüm evren hakkında verebileceği fikir, büyük bir kentteki bir apartman dairesinin döşemelerinin bütün diğer apartman dairelerinin döşemeleri hakkında verebileceği fikirden daha fazla değildir."
Bu görüşe göre başlangıçta madde vardı. Yaklaşık
60 milyar yıl önce evrendeki tüm maddeler bir araya geldi . Bunu
kozmik bir patlama izledi ve bir araya gelen maddeler tekrar evrene
yayıldı . Geçmişte olduğu gibi gelecekte de yine tüm maddeler bir
araya gelecek ve yeni bir patlama daha olacak.
Sürekli bir genişleme sonucunda
"Fakat bu üstün yoğunluk durumu uzun sürmemiştir. Evrenin hızla genişlemesi, yoğunluğu, 2 saniye içerisinde 1 milyona, birkaç saat sonra da bire yani su yoğunluğuna indirmiştir, işte bu sırada o zamana kadar tek bir kütle teşkil eden ilkel gaz sonradan yıldız haline gelen ayrı gaz kürelerine bölünmüş olmalıdır. Devam eden genişleme ile birbirinden gittikçe uzaklaşan bu yıldızlar sonunda galaksiler dediğimiz yıldız bulutları halinde düzenlenmişlerdir. Bunlar halen uzayın bilinmeyen derinliklerine doğru birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar."
Bilim adamları daha çok uzun yıllar evrenin yaratılışını tartışacağa benziyorlar. Fakat "sınırsız" ya da "sonsuz" gibi kavramlarla ifade edilebilen bir oluşum, üç boyut dünyasına özgü yaklaşımlarla ve araç gereçlerle ne denli tam olarak açıklanabilir? Özellikle spiritualistlerin ve mistiklerin görüşlerine göre başı ve sonu belli olmayan kâinat içerisinde insanın asla hayal bile edemeyeceği sonsuz ve çeşitlilikte âlemler, mekânlar ve ruhsal ortamlar var. Bu durumda yapılan açıklamalar ve öne sürülen görüşler sadece bizim içinde bulunduğumuz üç boyutlu, fizik evreni -o da belirli ölçüler içerisinde- açıklamaktan öteye gidemeyecektir. Kim bilir belki de yeni evrenlerin ve varlıkların yaratılışına şu anda bizim idrak edemeyeceğimiz bir düzeyde ve koşullarda devam ediliyordur.
