13 Mayıs 2026 Çarşamba

Yayınlandı Mayıs 13, 2026 gön: ve 0 yorum

Evrenin yaratılışı

Evren ne zaman ve nasıl yaratıldı? Bu soru çağlar boyunca filozofları, bilim adamlarını ve din adamlarını hep düşündürmüştür. Acaba öne sürülen görüşler ve açıklamalar ne oranda gerçeği yansıtıyor? Aşağıdaki yazıda bu konuya ilişkin yaygın bilimsel görüşler inceleniyor.

 

Hinduların evren anlayışına göre yılan evrenin sonsuzluğunu simgeler. Hindular bu yılanın dünyayı da kuşattığına inanırlardı. Dünyayı ise üç türlü düşünürlerdi: Cennet, cehennem ve araf (üstte).

 


EVRENİN NE ZAMAN ve nasıl yaratıldığını açıklayabilmek için yine çağlar boyunca yüz­lerce görüş ve teori öne sürülmüştür. Fakat hiçbiri de "sonsuz" sözcüğü ile kısmen ifade edilebilen bu olağanüstü oluşumu açıklamaya yeterli olmadı. Büyük bir olasılıkla gerek geç­mişte, gerekse bugün öne sürülen görüşler, sonsuz bir evrenin değil de, ancak "sonlu bir evrenin", yani kâinatın çok küçük bir noktası­nın yaratılışını açıklayabilir.

GÖRÜLEBİLİR EVREN

 

Çünkü evren sonsuz bir çeşitlilik ve yapı içeri­sindedir. Nitekim bugün bilim adamları bir terim kullanıyorlar: "Görülebilir evren." Görülebilir evren gerçekten de bizim kısıtlı araç ve gereçlerle izleyebildiğimiz evrenin çok sınırlı ve küçük bir bölgesidir.

"Kozmik tohum"


Hz. İsa'dan 800 yıl önce yazılan ünlü Hint metinleri Upanişadlar'da ise evrenin yaratılı­şı şöyle anlatılır: "...Başlangıçta, 'Bir Tek Varlık' Brahman vardı; Bir Güneş gibi idi; Zamansızlık içinde tek varlık o idi; başka bir varlık yoktu; ve bu Dünya, henüz, tam anlamı ile doğmamıştı; Dünya vardı ve gelişme halinde idi; O, bir 'Kozmik Tohum' halinde idi; Bir süre böyle geçti; Sonra bu 'Kozmik Tohum' parça­lara ayrıldı; Kozmik Kabuğun, bir kısmı Gümüş, bir kısmı Altın oldu.

Gümüş, Yeryüzünü oluşturdu; Altın, Uzayı.

Dış zarlar, dağları oluşturdu; iç zarlar sisli ve buğulu idi. Damarlardan Irmaklar oluştu; akan sıvılardan da Okyanuslar.

Sonra, öteki Güneşler doğdu ve sevinç çığ­lıkları ile ona doğru açılıp, yükselmeye başladılar..."

"Gündüzü ve geceyi düzenledi"

İ.Ö. 1500 yıllarına ait ve yeryüzünün en eski kutsal kitaplarından biri olan Vedalar'ın Rig-veda bölümünde yaratılış şöyle anlatılır: "...Önce, 'Isı'dan, Öncesiz ve Gerçek olanın, nitelikleri doğdu. Sonra, 'Karanlık' meydana getirildi ve sonra da 'Büyük Bir Su Dalgası' oluştu;

Aynı dalga, üst üste taştı; Yaratıcı, her yönde birbiri ardı sıra, gündüzleri ve geceleri, düzen­ledi; Büyük Yaratıcı (Dâtâ), sıra ile Güneş'i ve Ay'ı, Gökyüzünü ve Yeryüzünü, Hava'yı ve Işığı yarattı..."

"Evrenin sonu vardır"

(Eski düşünürler evrenin ilk maddesi hakkında değişik unsurlar öne sürüyorlardı. Herakleitos ilk maddenin "ateş", Thales "su", Pitagoras ise "sayı" olduğunu düşünüyordu. Anaksagoras ise maddeyi harekete geçiren şeyin ruh olduğunu öne sürüyordu (altta).)


Günümüzden yaklaşık 2500 yıl önce eski Yunan'ın ünlü düşünürü Herakleitos da varoluş hakkında şöyle düşünüyordu:

"Evrenin ilk maddesi 'Ateş'tir. Varolan her şey, ondan gelmiştir ve gene ona dönmek ister. Her varlık, değişmiş ateştir. Karşılık olarak da her varlık, ateş durumuna gelebilir ve sonuçta da ateş olur. Hava ile Su, sönmek ve yeniden doğ­mak için ateştir. Toprak ve katı cisimler, sön­müş ateştir. Gök bölgesindeki ateş, sıra ile Buhar, Su ve Toprak durumuna geçer. Ters yönde de yeniden aslına döner. Gene koyulaşır, göklere yükselir ve bu, sonsuz olarak böyle gider. Çünkü, Evren, düzgün aralıklarla yanıp sönen, değişme halinde bir ateş (pyros trope) 'Durmaksızın Canlı Bir Ateş'tir. Bu: bir Tanrı' nın, ya da bir insanın, eseri değildir. O, var olmaya başlamadığı gibi, yok olmayacaktır da. Evrenin, şu anlamda bir sonu vardır. O da, her şeyin, sonuçta gene Ateş olmasıdır. Fakat, Evren, sonsuz olarak, küllerinden yeniden doğar. Bütün Yaşam Süreci,'Yaratma've ' Yokolma'nın sonsuz olarak birbirini izlemesi­dir. Bu nedenle, aynı nehirde iki kez yıkanılamaz. Her şey, erkek ve dişiden gelir. İnce ve kalın sesler, musikide ahengi yaratırlar. Nasıl, Ateş, havanın ölümünü; Hava, ateşin ölümünü; Su, havanın ölümünü; Toprak, suyun ölümünü, yaşıyorsa, bunun gibi, Hayvan, bitkinin ölü­münü; insan, hayvanın ölümünü; Tanrılar, insa­nın ölümünü yaşar. Doğuş, Sıvı Tohum'un, kuru nefes haline gelmesidir. Toprağın gizli ateşi, sıvı halinden geçerek, insan ruhunda, ilk haline dönüyor demektir. Kısaca, her şey, kuru ve sıcak bir prensipten gelir ve sonunda da gene ona dönecektir..."


Batı dünyasının yaklaşımları

Özellikle Batı felsefeleri çerçevesinde yer alan kozmogoni anlayışları şöylece sıralanabilir:

1- Maddesel olmayan bir enerjinin yoğun­laşması sonucu madde ve ondan da evrenin oluştuğunu ileri süren ve Leibniz tarafından temsil edilen tinselci görüş.

2- Her şeyin kökeninde maddesel atomların bulunduğunu ileri süren, enerjiyi atomların hareketleriyle açıklayan ve Descartes, Kant ve Laplace gibi düşünür ve bilginler tarafından temsil edilen maddeci görüş.

3- Güneş sisteminin doğuşunu Güneş ile bir kuyrukluyıldızın çatışmasına bağlayan ve G.Louis Buffon tarafından temsil edilen "yıkımdan doğumcu" görüşler.

4- Nebula (bulutsu) teorisini benimseyen çağdaş bilimsel görüş.

ilk madde: Su, sayı ve ruh

Eski Yunan'daki düşünürler de "ilk neden" konusunda değişik görüşler önermişlerdi. Anaksimandros, evreni kuran ilk şeyin belirsiz ve sonsuz bir madde olduğunu söylemiş ve felsefi öğretisini bu esas üzerine geliştirmişti. Thales ise ilk nedenin su, Pitagoras sayı oldu­ğunu söylerken, Anaksagoras, "maddeye hare­ket verip onu biçimlendiren ruhtur" diyerek ikili bir görüşün temelini atmıştır.

önce bir gaz kütlesiydi

Güneş sisteminin oluşumu ile ilgili olarak 1944 yılına kadar gezegenlerin Güneş'ten kop­maları sonucu ortaya çıktıkları düşüncesi geçerliydi. Bu tarihten sonra bir Alman bilgini şöyle bir teori öne sürdü: Güneş ve gezegenler önce bir bulutsuyu andıran bir gaz kütlesi halindeydiler. Sonra bu bulutsu çekim gücü­nün etkisiyle dönmeye ve soğumaya başladı. Çekimin etkisiyle ana kütleden bazı parçalar kopup, ana kütlenin çevresinde dönmelerine devam ettiler.
 

Gezegenlerin şekillenmesi

Kopan parçalar uzayın ve dönmenin etkisiyle soğudu ve yoğunlaştı. Bu sırada Güneş ısı ve ışık verecek kadar yoğunlaşmamıştı. Güneş ısı ve ışık verecek duruma gelince gezegenleri genler şekillenmeye başladı. Sonunda bu geze­genler soğuyup bugünkü biçimlerini aldılar.

Tek bir atomun patlamasıyla

Evrenin yaratılışı konusuyla ilgili olarak da çeşitli görüşler öne sürülüyor. Bilim adamları evrenin yaşına ilişkin olarak 5 ile 20 milyar gibi farklı tahminlerde bulunuyorlar. "Big Bang" (büyük patlama) teorisine göre evren­deki maddenin tümü ilkel bir atomun ya da kozmik bir hücrenin patlamasıyla oluştu. Yüksek sıcaklık sonraları birbirinden uzakla­şan galaksileri meydana getiren elementleri oluşturdu. Bu görüşün en önemli kanıtı olarak da çok uzaklardaki galaksilerin yakındakilere göre daha çok sayıda olması öne sürülüyor. Bazı hesaplamalara göre bu büyük patlama 10-20 milyar yıl önce gerçekleşti.

Görünümü hiç değişmez

Bir diğer teori olan "sürekli durum" teorisi"ne göre ise galaksileri oluşturan hidrojen atom­ları, oluşumlarını evrenin her yerinde sürdü­rürler. Eski galaksiler birbirinden uzaklaştık­ça, boşluğu yeni oluşan galaksiler doldurur, öyle ki evrenin herhangi bir dönemindeki görünüşü diğerine çok benzer. Bu teorinin, Herman Bondi ve Thomas Gold ile birlikte savunucusu olan İngiliz gökbilimci Fred Hoyle'a göre evrenin bildiğimiz kısmı, bir katedralin hacmi içerisinde bir hidrojen ato­munun büyüklüğü kadardır. Yani bu evrenin başı ve sonu yoktur. 

Sürekli Durum Teorisi

 

 
Evrenin her yanındaki galaksileri oluştu­ran hidrojen atomları sürekli bir oluşum içerisindedirler. Fakat bu oluşum öylesine ağır bir şekilde gerçekleşmektedir ki, bunu izlemek olanaksızdır. 
 
Bu görüşe göre var olan galaksiler birbirlerinden uzaklaşırlar ve görülür evrenin sınırlarının dışına taşar­lar . Yeni galaksiler yeni yaratılan mad­delerden oluşurlar . Böylece evrenin görünümü hiçbir zaman değişmez hep aynı kalır . Bu teoriye göre evrenin yaratılma anı diye bir olay söz konusu değildir. Evren hep vardı ve bu durağanlığını sürdürecektir. 

Evrenin sınırları yoktur

Sovyet bilim adamları M. Vasilyev ve K. Stanyukoviç de benzer bir yaklaşımda bulunuyor­lar: 'İlk patlamanın evrenin doğum günü olmadığını söyleyebiliriz. Tüm bilinen dünyaları ve galaksileri kusan bu müthiş tufan diğer yan­dan maddenin evrimi bakımından ise sınırsız evrenin küçük bir bölgesindeki bir olgu idi. Evren, uzay ve zaman bakımından sonsuzdur ve evrenin insan zekâsının başarılı bir şekilde ince­lediği kısmının tüm evren hakkında verebileceği fikir, büyük bir kentteki bir apartman dairesinin döşemelerinin bütün diğer apartman daireleri­nin döşemeleri hakkında verebileceği fikirden daha fazla değildir."

Büyük patlama teorisi

 



 

 

 

Büyük patlama teorisine göre evren büyük bir patlamayla oluştu (üstte). 

Ortaya çok yüksek bir ısı ve ardından da gaz bulutları oluştu (altta). 

 

Bunların soğumasıyla birlikte galaksiler ortaya çıktı ve evrene yayıldılar (altta). 

 

 George Gamow'un görüşüne göre başlan­gıçta galaksiler ya da evrendeki tüm mad­deler tek bir atomun patlamasıyla oluştu . Ardından bu büyük patlamanın etki­siyle yayılma başladı . Galaksiler yüksek sıcaklığın etkisiyle birbirlerinden uzaklaş­maya başladılar.  Bu teori bugün geniş­leyen evren varsayımını destekler gibi görünüyor.
 Bu görüşe göre başlangıçta madde vardı. Yaklaşık 60 milyar yıl önce evrendeki tüm maddeler bir araya geldi . Bunu kozmik bir patlama izledi ve bir araya gelen madde­ler tekrar evrene yayıldı . Geçmişte olduğu gibi gelecekte de yine tüm maddeler bir araya gelecek ve yeni bir patlama daha olacak.

Zonklayan Evren Teorisi


 

 

 

 

Büzülüyor ve genişliyor 

"Zonklayan evren" teorisi de, evrenin bir geniş­leyip bir büzüldüğünü öne sürer. 

Zonklayan evren teorisine göre de evren bir büzülüyor  bir genişliyor. Bu teori bir anlamda "tekrarlanan big-bang teorisi" olarak kabul ediliyor . 

Eğer bu görüş doğruysa şu anda evren genişleme döne­mindedir. Genişleme en büyük boyuta ula­şınca büzülme başlayacak ve galaksiler bir araya sıkışarak genişleme için yeni bir patlama oluncaya kadar büzülmeye devam edeceklerdir. 

 Dev bir embriyon

 

Bilim adamı George Gamow da bir yapıtında evrenin oluşumuyla ilgili şu görüşleri öne sürüyor: "Evren materyali 'çekirdek sıvısından' yapılmış yoğunlukta ve üstün sıcaklıkta son derece sıkışık bir topak halindedir. Bu evren embriyon safhası ile başlar. Bu durumda bütün materyal yarıçapı Güneş yarıçapının sadece 30 misli olan bir kürenin içine sıkışmış bulunuyordu."

Sürekli bir genişleme sonucunda

"Fakat bu üstün yoğunluk durumu uzun sürme­miştir. Evrenin hızla genişlemesi, yoğunluğu, 2 saniye içerisinde 1 milyona, birkaç saat sonra da bire yani su yoğunluğuna indirmiştir, işte bu sırada o zamana kadar tek bir kütle teşkil eden ilkel gaz sonradan yıldız haline gelen ayrı gaz kürelerine bölünmüş olmalıdır. Devam eden genişleme ile birbirinden gittikçe uzaklaşan bu yıldızlar sonunda galaksiler dediğimiz yıldız bulutları halinde düzenlenmişlerdir. Bunlar halen uzayın bilinmeyen derinliklerine doğru birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar."

Yaratılış devam mı ediyor?

Bilim adamları daha çok uzun yıllar evrenin yaratılışını tartışacağa benziyorlar. Fakat "sınırsız" ya da "sonsuz" gibi kavramlarla ifade edilebilen bir oluşum, üç boyut dünya­sına özgü yaklaşımlarla ve araç gereçlerle ne denli tam olarak açıklanabilir? Özellikle spiritualistlerin ve mistiklerin görüşlerine göre başı ve sonu belli olmayan kâinat içerisinde insanın asla hayal bile edemeyeceği sonsuz ve çeşitli­likte âlemler, mekânlar ve ruhsal ortamlar var. Bu durumda yapılan açıklamalar ve öne sürü­len görüşler sadece bizim içinde bulunduğu­muz üç boyutlu, fizik evreni -o da belirli ölçüler içerisinde- açıklamaktan öteye gideme­yecektir. Kim bilir belki de yeni evrenlerin ve varlıkların yaratılışına şu anda bizim idrak edemeyeceğimiz bir düzeyde ve koşullarda devam ediliyordur.

Kaynak:Bilinmeyen Dergisi 

    eposta       edit

0 yorum: